Dubrovnik, Hırvatistan'ın en popüler olmasa da en güzel şehirlerinden birisi. Hatta Avrupa'nın Akdeniz'e olan sınırındaki en güzel şehirlerden bir tanesi belki de. Game of Thrones'u izleyenler şehri görünce yabancılık çekmeyecek, çünkü King's Landing olan sahneler Dubrovnik Old Town'da çekildi.
Buraya ilk defa gidecekler için tavsiyelerimi ve izlenimlerimi bırakmak istedim.
Old Town'ı gezmek için en az 1 veya 2 tam gününüzü ayırın.
Old Town eski zamanların klasik şehirlerinden, yol üzerinde irili ufaklı benzer şehirler görmek mümkün. Tarihi 600'lı yıllara dayanıyor. Etrafındaki büyük surlar ise 14.-15. yüzyıllarda yapılmış. Old Town'ın içinde dar ama ferah sokaklar bulunuyor, mümkün olduğunca detaylı bir şekilde ara sokaklara girerek gizli yerleri keşfetmeye çalışın. Çok güzel bir ambiyansla karşılaşacaksınız. Bazı sokaklarda kendinizi Game of Thrones'un içinde, bazı sokaklarda ise 1000 yıl önceki tarihi yaşıyormuş gibi hissedeceksiniz. Şehrin içinde merdivenler ve yokuşlar çok olduğu için yorucu olabilir, bunu bilerek gitmek lazım. Old Town'da gezerken tabanı rahat bir ayakkabı giymeyi unutmayın, çünkü kocaman taşlar ve merdivenler aşınmış durumda. Bir akşam deniz kenarına gidip şehrin bin yıllık taşlarına oturarak, ayaklarınızı denize doğru sallayarak, sakin dalgalar eşliğinde yıldızları izleyebilirsiniz. Bir de yanınızda sevdiğiniz bir insan varsa tadından yenmez. Old Town'ın en güzel yanı ilk zamanlarda nasılsa şimdi de birebir aynı şekilde korunmuş olması. Dünyada bu kadar iyi korunmuş böyle güzel alanlar görmek kolay değil.
Old Town'da Yugoslavya'nın dağılma sürecindeki savaştan kalıntılar görmek mümkün. Bosna kadar olmasa da bazı yapılarda hala savaş izleri korunuyor. Şehrin içinde bizzat savaşı yaşamış insanlar var, onlarla iletişime geçip daha çok bilgi alabilirsiniz. Tabi İngilizceleri çok iyi değil. Hırvatistan, Yugoslavya dağılırken bağımsızlığını ilan eden 6 ülkeden birisi. Bu 6 ülke şu şekilde: Bosna Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Sırbistan ve Slovenya. Bu ülkelerde kiril alfabesi de kullanılıyor latin alfabesi de. Avrupa Birliği'nde olan ülkeler Hırvatistan ve Slovenya. Yalnız Slovenya schengen bölgesinde ancak Hırvatistan değil. Yani schengen vizeniz varsa Hırvatistan'a girebilirsiniz ancak sadece Hırvatistan vizeniz varsa schengen bölgelerine giremezsiniz.
Yanınızda fotoğraf için getirdiğiniz kameranın/telefonun düşük ışıkta iyi çekim yaptığından emin olun. Çünkü akşamları güneş batarken veya gece vakti çok güzel kareler yakalayabilirsiniz. Şehrin içindeki dar sokaklardaki duvarları da karanlıkta çekmek isteyebilirsiniz. Tabi sadece manzaranın tadını çıkarmayı da tercih edebilirsiniz...
Hırvatça'daki temel günlük kelimeleri ve kalıpları öğrenmeye çalışın. Günlük hayatta faydasını görmeniz muhtemel, en azından gülümsemelerle karşılaşırsınız. Hvala, teşekkürler demek mesela. Ben bir kağıda yazmıştım 15-20 maddelik cümleler, sürekli baka baka bayağı bir öğrenme şansım olmuştu. Telefonda Google Translate'in çevrimdışı modu için Hırvatça sözlüğünü indirmeyi unutmayın.
Kalacak yer tutarken ya Old Town'ın içinde olmasına dikkat edin ya da manzarası güzel bir yer olmasına. Biz Old Town'ın dışında yüksek bir tepede bir Airbnb odası tutmuştuk. Manzarası mükemmeldi. Kendimi tarihi bir romanın içinde hissetmeme sebep oluyordu.
Araba veya motosiklet kiralayabilirsiniz. Biz motosiklet kiraladık, çünkü en sevdiğim ulaşım aracı. Hava da çok güzeldi, sahildeki virajlar da çok güzeldi. Süzüle süzüle dolaştık. Arabayla geçerken fark etmediğimiz gizli sahiller keşfetme şansımız oldu. Bir de gizli bir gölet bulduk ki sanki cennetten bir parçaydı. Yüzmek için çok güzel yerler keşfedebilirsiniz, o yüzden hazırlıklı gitmeyi unutmayın.
Jet ski kiralamayı da unutmayın. Normalde aynı İstanbul'daki gibi adalar turu yapan tekne turları oluyor fakat biz jet ski ile kendi keyfimize göre adaların etrafını dolaştık. Adaların etrafında dalış yapılacak bazı noktalar var size harita ile veriyorlar, dalış seviyorsanız oralara da mutlaka uğrayın. Dalış yaparken bazı yerler çok karanlık, su altı kafa ışığı benzeri bir şeyle giderseniz hazırlıklı olursunuz.
Deniz mamüllerini mutlaka deneyin, sahildeki restoranlarda çok güzel ve uygun fiyatlı yemekler bulmak mümkün. Ahtapot, karides, kalamar vs. her türlü karışımın olduğu makarnalardan sipariş etmek mümkün. Aslında bu açıdan biraz Ege sahillerine benziyor. Yemek konusunda, helal et bulmak çok zor. Sadece Old Town'ın içerisinde bir Boşnak restoranı var helal et satan; orası da çok pahalı. Biz bir günlüğüne sadece helal et sevdasından Mostar'a (Bosna) gidip geldik dağlardaki zorlu yollardan geçerek. O da başka bir yazının konusu olsun.
Araba kullanma durumunuz olursa mutlaka kurallara dikkatlice uyun yoksa agresif korna sesleriyle karşılaşabilirsiniz. Park yeri bulmak zor olabiliyor fakat sizden park yeri için 1 Euro isteyenlere itibar etmeyiniz. Tavsiyelerim genel olarak böyle, aklıma gelirse dahasını da eklerim.
Dubrovnik genel olarak çok tatlı bir şehir, ama çok gelişmiş bir şehir değil. Büyük ihtimalle kazancının neredeyse tamamı turizmden geliyor. Hırvatistan yine çok gelişmiş bir ülke değil. Dağılan Yugoslavya ülkeleri belki birleşseler çok güçlü bir ülke olabilirler, hatta belki süper güç olabilirler fakat birileri onları da birbirine düşman etmeyi başarmış zamanında.
Hırvatistan sahillerinde giderken kıyılarıyla, girinti çıkıntılarıyla, ufak tefek adalarıyla, bitki örtüsüyle Ege'ye çok benzediğini fark edeceksiniz.
Genel olarak insanların İngilizce konuşma seviyesi çok iyi değil fakat çoğu yerde ihtiyacınızı karşılayacak kadar anlaşabilirsiniz.
Fiyatlar ise Almanya'ya göre biraz daha uygun diyebiliriz genel olarak. Avrupa ortalamasıyla aynı olabilir.
İnsanlarda milliyetçi duygular hakim, futbolu ve takımlarını çok seviyorlar. Zaten 2018 dünya kupası finalinde Fransa'yı yenmiş olsalardı şampiyon olacaklardı. Ülkenin birçok yerinde haç sembolünü ve ülkenin bayrağını görebilirsiniz.
Yabancı olduğumuz için bir ırkçılıkla karşılaşmadık hiçbir yerde, insanlar gayet sıcak kanlı ve arkadaş yanlısı - bütün Akdeniz kıyılarında olduğu gibi. Güneşin ve denizin getirdiği neşe ve huzurdan olsa gerek diye düşünüyorum.
Şehrin mimari yapısı ise eski eserlerde Roma'dan esintiler taşıyor, yeni eselerde ise Avrupa'nın klasik mimarisi mevcut. Ancak biraz Rusya etkisi de görülmüş gibi, bazen Sovyetler havasını da sezmek mümkün. Şehrin yeşillik oranı İstanbul'a göre çok iyi, diğer Avrupa ülkelerine göre düşük. Ancak yeşil alanların güzel korunmuş olduğu söylenebilir.
Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar, aklıma gelirse tekrardan buraya ekleyeceğim. Ha bir de fotoğrafları de ekleyeceğim.