Şimdi Ara

Hikayelerim...

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
1 Misafir - 1 Masaüstü
5 sn
14
Cevap
0
Favori
1.205
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
0 oy
Öne Çıkar
Sayfa: 1
Giriş
Mesaj
  • okuyan arkadaşlar varsa yorum veya tavsiye yaparsa sevinirim






    TESADÜFEN AŞK

    Esas kız :Aylin
    Esas kızın arkadaşı : Melek
    Esas kızın eski sevgilisi : Tolga
    ----
    Esas oğlan : Alper
    Esas oğlanın arkadaşı : Mert
    Esas oğlanın eski sevgilisi : Selin

    Melek en yakın arkadaşının iyi günde kötü günde hep yanında olmayı bilmiş iyi bir arkadaştır. Arkadaşı Aylin ile yaklaşık 10 yıldır arkadaşlardır. Aylin son üç haftadır çok zor günler geçirmektedir, çünkü 2 yıldır süren ve evlenmeyi planladığı bir ilişki acı bir şekilde son bulmuştur. Melek arkadaşını iyileştirmek, eğlendirmek için işinden izin almış neredeyse her an yanı başındadır Aylin'in. Bu akşam için sinema planı yapmışlardır. Yaklaşan otobüse hüzünle bakan Aylin gözünün önünden ilk buluşması sanki bir film gibi oynarken Melek'in sesi ile irkilir:

    Melek : Hadisene kızım, otobüs geldi nereye bakıyorsun sen öyle?
    Aylin : Tamam geldim geldim, dalmışım...
    Melek : Yüzmeyi biliyorsun sanki birde dalışa geçiyorsun hey Allah'ım.
    Aylin : Dalga geçmene katlanabiliyorum ama soğuk esprilerine asla...

    Bu konuşmanın sonundaki gülüşmeleri ile kendilerine bir yer bulur ve otururlar. Otobüs fazla kalabalık olmamasına rağmen içindeki genç kanlar yüzünden uğultu çok fazladır bu yüzden iki arkadaş konuşmamayı tercih ederler. Aylin her suskunluk anında yaptığı gibi otobüsün camından bakarken uzaklara dalar yine. Melek Aylin'i koluyla dürterek :

    Melek : Bak ya yine daldın kızım bırak şu pisliği düşünmeyi artık!
    Aylin : Onu düşünmüyorum...
    Melek : Aman Allah'ım durdurun inecek var hemen Camiye gidip namaz kılmam lazım dünyanın sonu gelmiş...
    Aylin : Buzdolabından yeni çıktı taze taze...
    Melek : Vaay kızımız dünyaya dönmüş hakikaten, ne düşünüyorsun peki?
    Aylin : Evleneceğim erkeği düşünüyorum...
    Melek : Ne, ne, nasıl yani, ne diyorsun kızım sen?

    Aylin gerçekten de geçmişin peşini bir an olsun bırakmış ve elini otobüsün camına yaslamış gelecekteki evleneceği erkeği hayal ediyordur. Hayal ederken de bir erkekte hoşuna giden şeyleri düşünüyor, kendisinin devamlı takıldığı mekanları gözünün önüne getiriyordu:

    Aylin : Evleneceğim erkeği düşünüyorum dedim ya! Acaba şu anda ne yapıyordur? Acaba hiç onunla bir yerlerde karşılaştık mı? Mesela devamlı gittiğimiz kafe de hiç göz göze geldik mi? Ya da seni hep yendiğim oyunu oynarken o da o ps3 salonunda mıydı? Acaba bir konserde birbirimize çarpıştık mı?
    Melek : Sen hakikaten uçtun kızım, sinemaya gitmesek mi ne? Bara gidelim he m hava alırız, hem de içesim var zaten...
    Aylin : Bu filmi ikimizde bekliyorduk değil mi? Filme gidelim, bar kaçmıyor zaten...

    Aylin ile Melek'in aralarında bu konuşma geçerken aynı anda bir buçuk ay önce sevgilisinin kendisini aldattığını öğrenen Alper'in askerden yeni gelen arkadaşı Mert'te babasının yeni aldığı araba ile Alper'i evinden almış aynı filme gitmek için yola koyulmuşlardır. Kısa bir merhaba konuşmasının ardından Mert özlediği hareketli şarkılardan birini teybi son sesine kadar açarak dinlemeye başlamıştır. Yalandan bir gülümseme ile kafasını sağa sola hareket ettirirken kafasının içinde bin bir türlü düşünce ile boğuşmaktadır. Çocukluk arkadaşı Alper'i nasıl iyileştireceğini düşünmektedir ve dayanamaz müziği kısar ve :

    Mert : Huston'dan dünyaya orada kimse var mı?
    Alper : O nasıl soru şimdi? Huston dünyada diye biliyordum...

    Kısa bir gülüş menin ardından boynundaki alyans ile oynayıp yine cama bakarak düşüncelere dalan Alper'e bakıp gözleri dolan Mert:

    Mert : Nereye daldın söylesene, o kahrolasıcayı düşünmüyorsundur umarım?
    Alper : Hayır, evleneceğim kızı düşünüyordum.
    Mert : Çok şanslı biri olacağı kesin, kız olsam seninle evlenirdim, bu zamanda yemek yapan, bulaşık yıkayan, çamaşır yıkayan adamı nereden bulursun ki, fabrikada üretilmiyor senin gibiler artık. Anlatsana ne düşünüyorsun...

    Alper de aynı Aylin gibi elini cama yaslayarak gözlerinin önünde canlanan hayalleri anlatmaya başlar...

    Alper : Acaba şu anda ne yapıyordur? Acaba oda benim gibi üniversite okuyor mudur? Acaba gezmeyi sever mi, mesela devamlı takıldığımız kafeye gelir mi? Acaba oyun oynar mı, ps3'te kapışır mı benimle ? Konserleri sinemaları sever mi acaba? İşte bunları düşünüyordum...

    Mert : Valla onu bunu bilmem de ps3'te senin rakibin bir tek ben varım...

    Alper : Tabi hep yeniliyorsun bu yüzden...

    Bu konuşmanın ardından gelen gülüşmeler eşliğinde teyipte çalan favori şarkısı için Mert teybin son sesini açarken bir yandan da arabayı sinemanın önüne park etmeye çalışıyordu. Sonunda park ettikten sonra koşa koşa sinemaya girdiler çünkü henüz bilet almamışlardı ve film de başlamak üzereydi...

    Alper : Hadisene oğlum koş, koşsana seni şişko...
    Mert : Millet askerde zayıflar biz şiştik...

    O sırada aynı filme geç kalan Aylin ile Melekte biletlerini alıp bilet kuyruğundan çıkarken Aylin ile Alper çarpışırlar, Aylin yere düşer arkasından da Alper'in kolye olarak taktığı alyans yere düşer. Aylin yerden alyansı alır ayağa kalkmaya çalışır. Alper hemen Aylin'in koluna girip ayağa kalkmasında yardımcı olur...

    Melek : Oha be oha be abi bu nedir ya, insan önüne bakar benim bildiğim siz nereye bakıyorsunuz?
    Mert : Geç kaldık kusura bakmayın, bir an frenler tutmadı işte umarım arkadaşın bir şeyi yoktur...
    Melek : Siz insan değil de araba mısınız? İnsan gibi görünüyorsunuz halbuki!
    Aylin : Melek uzatma lütfen yok bir şeyim...
    Alper : İyi misiniz gerçekten, özür dilerim cidden özür dilerim kendimi nasıl affettirebilirim?
    Aylin : Bunu düşürdünüz..

    Aylin bir yandan alyansı Alper'e uzatırken bir yandan da önünde dikilen bu nazik çocuğu nereden tanıdığını çıkarmaya çalışıyordu. Aynı düşünceler de Alper'in aklından geçiyordu. Acaba bu güzel kız kimdi?

    Alper : Teşekkür ederim, tekrar tekrar özür dilerim...
    Aylin : Tamam sorun değil, iyi seyirler...
    Melek : Hadi kızım ya film başlayacak...
    Alper : İyi seyirler...

    Gözlerini birbirlerinden alamıyorlardı ikisi de... Acaba kimdi?

    Mert : Aldım biletleri hadi gidelim. Ne biçim kız değil mi oğlum kızım falan ne ayaksa acaba?
    Alper : Ama iyi kapakladı seni, sus pus oldun...
    Mert : Kıyamadım güzel kıza ne yapayım?
    Alper : Hadi hadiii...
    Mert : Beni bırak sizde abayı yaktınız valla....
    Alper : Kız çok tanıdık geldi ama çıkartamadım...

    Aralarında bu konuşma geçerken ikili salona girmişlerdir ve koltuklarını arıyorlardır. Tesadüfen mi yoksa kader mi bilinmez ama koltukları az önce karşılaştıkları iki bayan arkadaşın hemen yanlarındadır.

    Mert : Sen şu kızın yanına otur ben uzak durayım onlardan ne olur ne olmaz...

    Mert bunu söyleyerek Alper'i Aylin'in hemen yanında ki koltuğa oturtmuştur. Film oynarken hem Alper hem de Aylin birbirlerine bakmamak için çaba sarf ederler ve filmin ilk yarısı boyunca birbirlerinin kim olduğunu bulmaya çalışırlar. Film arası geldiğinde önce Alper'in sonrada Aylin'in telefonu çalar. Alper'i arayan eski sevgilisi Selin telefonda geri dönmek ve tekrar birlikte olmak için yalvarıp yakarırken aynı yalvarışları Aylin'in eski sevgilisi Tolga da yapmaktadır. Ara sırasında bir şeyler almak için Mert ayaklandığında aynı anda Melekte ayaklanır ve göz göze gelirler. Melek göz kırparak benimle ger dercesine işaret yaparak Mert'i çağırır, Mert'te bu güzel bayanın çağrısına uyup arkadaşlarını baş başa bırakırlar...

    Alper de Aylin de nerede olduklarını unutup telefonu küfrederek kapatırlar ve bir an kendilerine geldiklerinde ikisininde yanındaki kişi aklına gelir. Birbirlerine bakarak :

    Aylin : Öööö... Özür dilerim...
    Alper : Hayır ben özür dilerim, kabalığımı bağışlayın ancak eski sevgilim beni çileden çıkardı...
    Aylin : Aynı dert bende de var, ne yapacağız biz peki bunlarla?

    Bu soruyu sorduğu anda ikisininde telefonu tekrar çalar...

    Alper : Beni aklıma bir fikir geldi. Kabul ederseniz hemen uygulayalım.
    Aylin : Nasıl bir fikir, bu baş belasından kurtulmak için her şeyi yaparım...
    Alper : Buyurun telefonumu sizinkini de bana verin. Sanki birbirimizin yeni sevgilisiymiş gibi konuşup kapatalım telefonları...

    İkisi telefonları takas ettikten sonra telefonları açıp birbirlerinin eski sevgililerine kendilerini yeni sevgili olarak tanıtıp rahatsız edilmemelerini isterler. Ardından telefonları kapatıp birbirlerine tekrar dönerler...

    Aylin : İyiliğiniz için teşekkür ederim umarım bu güzel fikir işe yarar, adım Aylin bu arada...
    Alper : Evet biliyorum az önce çarpışınca arkadaşınız size seslenirken duymuştum, umarım bir sorun yoktur...
    Aylin : Hayır yok unuttum gitti bile. Telefonlarda ses yok sanırım işe yaradı fikir, buyurun telefonunuzu...
    Alper : Evet sanırım işe yaradı. Bir şey sorabilir miyim? Acaba sizi tanışıyor muyuz? Çarpıştığımızdan beri bunu düşünüyorum...
    Aylin : Evet aynı düşünceler bende de var. Ama sizi çıkartamadım. Üniversitede okuyor musunuz?
    Alper : Evet okuyorum, ara sırada orada ki kafeye takılıyorum...
    Aylin : Bende o kafeye takılıyorum, sanırım orada karşılaştık...

    İşte bu cümlenin ardından ikisininde gözünün önünden birbirlerinin karşılaştıkları sahneler hızla film şeridi gibi geçer. İlk olarak gittikleri aynı üniversitenin kütüphanesinde karşılaşmışlardır daha doğrusu çarpışmışlardı. Bu çarpışma sırasında Aylin'in elinde düşen kitabın ayracını Alper almış ve derse geç kaldığı için hızla uzaklaşan Aylin'in arkasından baka kalmıştı. Alper ayracı cüzdanından çıkartıp Aylin'e uzattığında ikisi de gülümser ve ardından Aylin çantasından kuru bir gül tomurcuğu çıkartıp Alper'e gösterir. Alper eski sevgilisinin kendisini aldattığını öğrendiği o konserde hızla oradan uzaklaşmak için koşarken Aylin'le çarpışmış ve gül demeti elinden düşmüştür. O an Alper'le göz göze gelmişlerdi. Alper'in gözleri dolmuş yüzündeki hüzün Aylin'i çok etkilemişti. Alper ile Aylin tesadüf müdür yoksa kader midir bilinmez ancak bir çok defa bir birleri ile karşılaşmışlardır...

    Sinemadan sonra dört arkadaş tanışırlar ve beraber her zaman takıldıkları kafeye gidip bir şeyler içerler ardından masa da yapılan iddia sonucu her zaman takıldıkları ps3 kafeye gidip kızlar erkekler grubu bir birleri arasında maç yaparlar. Maçı kaybeden taraf olan kızlar grubu erkekleri her zaman gittikleri barda ki konsere götürürler. Aylin ile Alper gittikleri her mekanda birbirlerine "burasıda mı, buraya damı gelirsiniz?" diye sormaktan birbirlerini alamazken Mert ile Melek gecenin tadını çıkarırlar...

    Uzun bir ilişki süresi sonunda Aylin ile Alper ve Mert ile Melek evlenip mutlu, huzurlu ve sevgi dolu yıllar geçirirler. Tesadüfen karşılaştıkları her anı hatırlayıp çocuklarına hatta torunlarına anlatırlar. Hayat sadece kaderden ibaret midir yoksa tesadüflerde var mıdır bilinmez ama umarım herkes bir şekilde bu hayatta hep mutlu olur. Ha unutmadan çiftin eski sevgilileri Tolga ile Selin birbirlerine düşman olmuşlardır çünkü birbirleri ile tanıştıkları her zaman takıldıkları o kafede hep eski sevgililerinin mutlu anlarını görüp üzülürler, her ne kadar birlikte oldukları o gece güzel geçse de o gecenin sonrası ikisi içinde kayıp bir gelecek olmuştur....














    KADER TESADÜF VE SONUÇ

    Erhan : Bana bekleyeceğim demiştin, bana söz vermiştin?
    Aylin : Seni bekledim, hayatıma kimseyi sokmadım !
    Erhan : Bekledin de noldu askerden geldim 1 ay sonra şimdi ayrılmak istiyorsun !
    Aylin : Çünkü içimde sana karşı bir şey kalmamış...
    Erhan : O çocuk yüzünden değil mi?
    Aylin : O benim arkadaşım...


    Aylin ile Erhan bir sorn bahar günü yağmurun altında bu sözler ile birbirleriyle tartışırken, üzerlerine düşen her damla sanki doğanın göz yaşı damlaları gibiydi. Çünkü ikiside biliyordu birbirleri ile yaşadıkları aşkın ne kadar güzel olduğunu ancak atalarımız her zaman ki gibi bir daha haklı çıkmışlardı "Gözden uzak gönülden uzaktır". 2 Yıldır birlikte olan genç sevgililerin birlikte aldıkları evlenme kararı ile Erhan askere gitmişti. Askerliğini Afganistan da yapan Erhan görevi yüzünden izin alamadığı için 15 ay boyunca "mucizem" dediği sevgilisinden yani Aylinden uzak kalmıştı. Bu dönemde ikisininde kıskançlığı had safhaya varmış çok kavga etmişlerdi. Askerden geldikten sonra haftada bir tekrar görüşmeye başlayan Aylin ile Erhan üçüncü buluşmalarında bu kavgayı ediyorlardı.


    Erhan : Bende senin arkadaşındım. Sonra noldu..?
    Aylin : Aptalsın, aptal herşeyi birbirine karıştırıyorsun!
    Erhan : Bunu bana sen yaptırıyorsun...

    Erhan bu cümleyi kurduktan sonra sinirlerine hakim olamadığı hiç sevmediği içindeki o canavarın dışarı çıkmak istediği ana gelmişti. İçindeki canavar Aylin'e bütün kötülükleri yapmak için Erhan'ı aldatmaya çalışırken Erhan bu sefer içindeki canavara yenilmemek ve kendisini sevmeyen sevdiği kıza zarar vermemek için arkasını döndü ve koşmaya başladı. Yüzüne çarpan her yağmur damlası göz yaşları ile karışıp yüzünü ıslatırken bir anda gecenin karanlığında iki şey farketti. Birincisi çok parlak bir ışık ve diğeride korna sesi. Öylesine derinden yaralanmış ve kendinden geçmiştiki yağmurdan bile hızla akan trafiğin içine daldığının farkına o anda varabilmişti. Işık, korna, araba...

    Erhan o parlak ışıktan sonra kendini ışıkların sahibi arabanın önünde yerde yatarken buldu. Yağmurlar suratına çarparken kendini çok kötü hissediyordu. Biri ona sesleniyordu tanıdık bir ses. Zar zor gözlerini araladığında bu sesin sahibi başındaki kadın çok tanıdık geliyordu ancak bir türlü çıkartamıyordu...


    Aylin : Erhan, Erhan. Aman Allahım bu nasıl olur. Erhan iyi misin? Erhan bana bak lütfen bir şey söyle.
    Ali : Aylin sen neden bahsediyorsun? Hadi çocuğu arabaya taşımama yardım et, hastaneye götürelim.
    Aylin : Ali bu Erhan, bu Erhan ama ama nasıl olur?


    Erhan konuşulanları duyuyor ama bir türlü anlam veremiyordu, zaten anlam versede bir tepki gösterecek gücü yoktu. Gözlerini tekrar açtığında bir evdeydi. Oda çok karanlıktı. İlk başta kendi evinde kendi odasında olduğunu düşündü. Sonra odanın içindeki parfüm kokusunu hissetti. Tanıdık kokuydu biliyordu bu kokuyu, bu Aylinin kokusuydu. Fakat nasıl olurda Aylinin evine gelebildi diye düşünürken odaya o tanımaya çalıştığı bayan girdi...


    Aylin : Uyandınmı. Kalkma yat dinlen. Nasılsın ? Bir yerlerinde ağrı sızı var mı?
    Erhan : Bacaklarım, bacaklarım ağrıyor. Neden hastaneye götürmediniz beni ve siz kimsiniz?
    Aylin : Benim Aylin, tanımadın mı?


    Erhan tanıdığı sesi tanımadığı yüzle bir türlü eşleştiremiyorken bu cevap karşısında gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Nasıl olurdu bu? Karşındaki kadın en az 40 yaşındaydı. Aylin ise daha 22'sinde genç bir kızdı.


    Erhan : Siz kimsiniz ? Benden ne istiyorsunuz bırakın beni!
    Aylin : Dur kalkma, herşeyi anlatacağım ama önce annenle konuş seni çok özledi, kapının önünde...
    Erhan : Ne demek özledi. ne diyorsunuz neden bahsediyorsunuz siz...


    Erhan ayaklarında ki ağrı yüzünden ayağa kalkamazken bu konuşmalar onu bulunduğu yatağa daha çok gömüyordu. Neydi bu bir kabus mu bir şaka mı? Başı ağrıyordu ve düşünemiyordu. Kapıdan içeri ihtiyar bir kadın içeri girdi ve Erhan bir kez daha şok geçirdi.


    Erhan : Anneee. Aman Allahım... Noluyor burada? Bu bir kabus olmalı, inanamıyorum... Anne anlat noluyor...
    Erhanın Annesi : Oğlummm, herşeyi anlatacağım ama dur bir sana sarılayım seni çok özledim canım oğlum.


    Erhan içinde bulunduğu girdapta öylesine boğulmuştuki göz yaşlarına hakim olamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.


    Erhanın Annesi : Oğlum bu nasıl olur bilmiyorum, Allah'ın bir hikmetimi bilmiyorum tek bildiğim senin bana geri dönmüş olman...
    Erhan : Anne neler oluyor nolur anlat...
    Erhanın Annesi : Bak oğlum Aylin ile kavga ettiğin o günü hatırlıyor musun?
    Erhan : Hatırlamak mı, anne bu sabahki olay o...
    Erhanın Annesi : Hayır oğlum tam 19 sene önce olan bir olay. O gün Aylin ile kavga ettikten sonra koşa koşa yanından ayrılmışsın. Birdaha sende hiçbir haber alamadık. Yıllarca aradık, baban il il gezdi senin için. Asker arkadaşlarının hepsini gezdi. Kahırdan kansere yakalandı senin kaybına 3 yıl dayanabildi.
    Erhan : Ne, nediyorsun? Anne nolur baban öldü deme!
    Erhanın Annesi : Evet oğlum. Ama ben sabrettim bir gün bana döneceğini biliyordum. Hergün ama hergün dua ettim bunun için.
    Erhan : Ama anne siz sizler hepiniz...
    Erhanın Annesi : Yaşlanmışız değil mi? Evet yaşlandık tabi 19 yıl dile kolay. Kardeşin evlendi. Aylinde öyle. Ama sen nasıl olduysa aynı 19 sene önceki halindesin aynı elbiselerinle...
    Erhan : Anne bunlar bir kabus olmalı bu gerçek olamaz, nolur kalkmama yardım et.


    Erhan bu kabus girdabının içinde yolunu tekrar bulmaya çalışırken annesi ile odadan yavaşçaa çıkıp ağır adımlarla bulundukları evin yani Aylin ile Ali'nin evlendikten sonra 10 yıl önce kredi ile aldıkları apartman dairesinin salonuna geldiler. Erhan hala olaylara anlam veremiyorken Aylin bir anda karşısına dikildi ve o anda Erhanın içindeki canavar birden Erhanın eline hükmederek Aylin'e bir tokat attı. Ali o anda Erhana saldırıp onu yumruklarken Aylin ile Erhanın Annesi Aliyi zor ayırdılar...


    Ali : Sen kimsin len? Sen kimsinde karıma vurabiliyorsun? Onca zamandır neredeydin ha söylesene! Allah belanı vermiş belli şu haline bak...
    Aylin : Ali sus, sus lütfen mutfağa git hemen...
    Ali : Al işte gör halini...
    Erhan : Şerefsizin oğlu...


    Ali bu sözü duyunca hayatında en çok saygı duyduğu babasına edilen bu hakareti duyunca kendine hakim olamaz ve mutfaktan bir bıçak alarak Erhanın karnına defalarca saplar. Odada bulunan herkes şok içindedir ve Erhan kanlar içinde yere yığılır. Ali hızla evden kaçarken çığlıklarla kendi bulunduğu daireden çıkan baba kız doktor olan ve ikisi birlikte yaşayan ayrıca bulundukları daireye yeni taşınan Esra ve babası Mert hızla Ali ile Aylin'in dairesine giderler. İnce merdiven koridorunda Ali Merte çarpar ve yere düşer. Mert ile Esra şok olmuşlardır. Ali kanlar içindedir ancak hızla ayağa kalkıp koşarak kaçar. Mert ile Esra ilk şoku atlattıklarında Aylinin yardım çığlıklarını duyarlar ve onun yanına gittiklerinde Erhanı görürler. Mert Erhanı kucaklayarak kendi arabalarına taşır. Esra ise Erhanın nabzını kontrol ederken, Aylin ile Erhanın annesi ağlayarak onları takip ederler.

    Mert hızla arabayı yeni göreve başladıkları hastaneye sürerken Esra'da Aylin ile arabada bulunan yaşlı kadına neler olduğunu sormaya çalışıyordu. Yaşlı kadın bir anda fenlaşarak bayıldığında Mert çoktan hastaneye varmıştı. Bağırarak 2 sedye istedi. Gelen ilk sedyeye Erhanın annesi ikinci sedyeye Erhan yatırıldı. Erhan güçlükle bir an gözlerini açtığında Mert'i gördü...


    Erhan : Yardım edin...
    Mert : Tamam genç, iyileşeceksin iyi olacaksın, salma kendini benimle kal...
    Erhan : Annem...
    Mert : O iyi meraklanma...


    Erhan acı içinde gözlerini tekrar açmıştı. İlk seferinde her yer bulanıktı. Önünde bir karartı vardı. Aylin diyerek seslendi. Çok içten ve tatlı bir ses "Hayır Erhan bey" cevabını verdi. Erhan zar zor kendine geldiğinde karşısında duran hemşirenin gülümsemesi onu çok etkilemişti.


    Esra : Günaydın Erhan bey, nasılsınız, kendinizi nasıl hissediyorsunuz ?
    Erhan : Çok bitkinim, belim çok ağrıyor, nerdeyim ben ?
    Esra : Hastanadesiniz tabiki. Bitkin olmanız normal 1 aydır yoğun bakımdaydınız, yeni kendinize geliyorsunuz.
    Erhan : Nasıl yani ? Nedemek istiyorsunuz, ben... Ben bıçaklanmıştım...
    Esra : Bıçaklanmak mı? Hayır, bir trafik kazası geçirdiniz, size bir araba çarptı, işte bu yüzden bitkinsiniz.
    Erhan : Hayır bu olamaz, doktoru çağırır mısınız?
    Esra : Tabi Erhan bey..


    Esra doktur çağırmaya gittiğinde Erhanda yaşadakılarını anlamaya çalışıyordu. Hangisi gerçekti? Araba kazası mı? Bıçaklanma mı? Bıçaklandığında herkes yaşlanmıştı ancak o kadar gerçekçiydi ki hissettiği acılar o kadar derindi ki bunun bir kabus olmasını istemesine rağmen bu ona bile imkansız geliyordu.


    Mert : Aramıza hoşgeldiniz Erhan bey kendinizi nasıl hissediyorsunuz ?
    Erhan : Bitkin ve belimde bir ağrı var...
    Mert : Bitkin olmanız normal 1 aydır uyuyorsunuz. Belinizde ki ağrının nedeni ise omur iliğinizin zedelenmiş olmasından kaynaklanıyor. Hemşire hanıma bir iğne yapmasını söylerim. Ancak ona çok garip bir soru somuşsunuz.
    Erhan : Evet ben bıçaklandığımı hatırlıyordum ancak şuan neye inanacağımı bilemiyorum kendimi çok garip hissediyorum.
    Mert : Yoğun bakımda iken bir çok hasta bazı hayaller görür ve bu hayaller uykudayken görülen rüyalardan daha gerçekçidir. Sanırım sizde buna benzer bir durum yaşadınız. Ne hatırlıyorsunuz?


    Mert doktora gördüğü parlak ışık ve işittiği korna sesinden sonra yaşadığını zannetiği şeyleri en ince ayrıntısına kadar anlattı. Erhan anlattıkça Mert daha çok şaşırmıştı. Çünkü Erhana çarpan arabayı kızı Esra sürüyordu ve o gün Esra Aylin ile buluşmak için orada bulunuyordu. Esra ile Mert gerçekten yalnız yaşıyorlardı ve gerçektende ailesi ile yaşayan Aylinin yeni komşuları idi. Bu inanılmaz bir hikayeydi ve buna hiçbir açıklama getiremiyordu. Erhana bu gerçeklerden bahsettiğinde Erhanda inanamadı.

    Sonrasında Aylin ile Erhan artık görüşmeme kararı aldı. Erhan 1 yıl kadar tekerlekli sandalyeye mahkum yaşadı. Babası bu acıya ve strese daha fazla dayanamayarak kalp krizi geçirerek vefat etti. Erhanın zor günlerinde tek dayanağı haline gelen Esra her an Erhanın yanında olduğundan bir birlerine aşık oldular ve evlilik kararı alıp evlendiler. Evlendikten sonra ameliyat olan Erhan uzun bir süre sonunda tekrar yürümeye başladı. Tekrar ilk adımlarını doğan çocukları Okan ile bilikte aynı anda attı. Mutlu ve huzurlu bir yaşam süren Esra ve Mert çocukları ile bu hissetiklerini katlladılar ve yaşadıklarını asla unutmaadılar çünkü bu tesadüf olamazdı kaderin ta kendisiydi. Aylin ile Ali ise yaşanan olaylardan sonra evlenmişler ancak Ali Aylin'i her gece döver hale gelmişti. Bunu duyan ve yurt dışında yaşayan Aylinin erkek kardeşi bir gece evi bastığında çıkan kavgada Ali tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Aylin yaşamını acılar ve üzüntüler içinde devam ettirmek zorunda kalmıştı, suçunun cezasını çekmek için...
















    3 VÜCUT 2 KALP 1 AŞK

    Mert : Anlamıyorsun! Bak iki senedir birlikteyiz ama son zamanlarda hep kavga ediyoruz. Sınavlar yaklaşıyor ben seni düşünüyorum aklın hep bizde. Bırak bizi artık, hayatını kazanmaya bak…

    Aslı : Sende beni anlamıyorsun! Sensiz bu hayatı ne yapayım. Sınavı kazansam üniversiteye gitsem ne olur ki? Ne kazanmış olurum sen yokken?

    Mert : Hayatını… Hayatını kazanacaksın, şimdi anlamasan bile ilerde beni çok iyi anlayacaksın…


    Mert bu sözleri söyledikten sonra gözlerinin dolacağını anladığı için hemen oradan ayrılıp evin yolunu tutmuştu. Aslının da yanına arkadaşları gelmiş ve ardından okula gelen servise binmişlerdi. Lise birinci sınıf bittiğinde tanışmışlardı ikisi de. İlişkileri o kadar güzeldi ki okuldaki herkes kıskanırdı ikisini de. Kaç defa aralarına girmeye çalışanlar olmuştu ancak birbirlerini çok sevdikleri için asla ilşkileri kötü bir noktaya gelmemişti ta ki lise son sınıftayken Mert’in babası vefat edipte ailesinin bütün yükünün abisine kaldığı ana kadar.

    Mert’in abisi geceli gündüzlü çalışıp ailesinin geçimini sağlamaya çalışıyordu. Mert de bu durumdan çok etkilendiği için aklını tamamen derslerine verip iyi bir üniversite bitirmek istiyordu. Aynı şeyleri çok sevdiği Aslı içinde istiyordu. Ancak ikisi de bir birbirini düşünmekten ders çalışamıyorlardı. Mert artık bu duruma dur demek için ayrılmayı tercih etti.

    Ve Mert’in istediği oldu. Ayrıldılar. Kafalarını zar zor toparlayıp kendilerini derslerine verdiler. İkisi de farklı şehirlerde üniversiteleri kazandılar. İkisinin de hayatlarına bir çok aşk bir çok sevgi girdi. Ancak birbirlerinde buldukları her şeyi bir türlü başkalarında bulamıyorlardı. -

    Yıllar sonra Mert üniversiteyi bitirip iş aramaya koyuldu. Bir çok yere iş başvurusu yapıyordu. Sonunda bir gün telefonu çaldı. Ses tanıdıktı ancak çıkartamadı. Kendisinden iş görüşmesi için bir randevu talep etti tanıdık gelen ses. Ertesi gün verilen adrese gitti ve kapıdan içeri girdi. Tanıdık sesin sahibi yoktu iş yeri sahibi ile görüştü ve işe başlaması için iki gün sonrasına anlaştılar.


    Aslı : Bak Melih lütfen yalvarırım peşimi bırak artık. 2 ay oldu ayrılalı. Hala peşimden koşuyorsun. Neden anlamak istemiyorsun beni aldatan biri ile asla birlikte olamam. Olamam!!!

    Melih : Ya aşkım lütfen affet beni ne olur yalvarırım. Bir hata yaptım affet beni…

    Aslı : Hayır kendime saygısızlık edemem bunu kendime yapmam asla. Bu son görüşmemizdi bir daha beni rahatsız edersen seni polise şikayet edeceğim.

    Melih : Görürsün sen. Görürsün. Benim olacaksın. Benim olmazsan da toprağın olacaksın başkasına yar etmem seni.

    Aslı : Bırak kolumu kahrolası bırak dedim sana…


    Aslı ile Melih üniversitede tanışmışlardı. Aslında Aslı Melihi sevmiyordu ama Melih Aslının aşkını kazanmak için o kadar özel şeyler yapmıştı ki etkilenmeye başladığını hissettiğinde Melih’le çıkmayı kabul etmişti. Ancak ilişkileri bir yıl sürmüştü okul bitince Melih iş bulmak yerine babasının parasını yemeyi tercih edince etrafında zengin avcısı kızlar kol gezmeye başlamıştı ve sonunda da birisi Melih’in aklını çelmiş ve bir gece birlikte olmuşlardı. Aslı’nın bunu öğrenmesi fazla sürmedi ve hemen Melih’le ayrıldı. Aslı Melihle çıkmak için bir anlaşma yapmıştı. Melih babasının parasını kullanmak yerine kendine iş bulup kendi parasını kendi kazanacaktı. Ama olmadı ve ayrıldılar…

    Bir önceki gün ki telefon görüşmesi aklına geldi Aslı’nın. Patronu kendisinden araması için rica ettiği telefonu çevirirken kimin olduğunu öğrenmek için forma baktığında şok olmuştu. Bu ilk aşkı Mert idi. Kaderin bir oyunu diye düşündü, elinden bir şey gelmezdi sonuçta bu işe ihtiyacı vardı. Melihle son kez görüşmek için izin aldığında Mert de iş görüşmesi için gelmiş ve iş yeri ile anlaşmıştı.


    Mert : Günaydın…

    Aslı : Günaydın, hayırlı olsun…

    Mert : Teşekkür ederim. Senin olduğunu biliyordum. Neden telefonda kendini tanıtmadın?

    Aslı : Bilmiyorum. Nasılsın?

    Mert : İyi sayılırım, idare ediyorum işte, ya sen?

    Aslı : Her zaman ki gibi kötü.


    Pazartesi sabahı olmuştu. Eski aşıklar bu konuşmayı yaparken ilk müşterilerde içeriye girmeye başlamışlardı. İşin çok yoğun olduğu bir gündü pazartesi ve ikisi de bir daha konuşma imkânı bulamadılar. Ayrı ayrı saatlerde yemeğe çıktılar. İkiside hep biribirini izledi gün boyunca. Gün bitimine yakın dükkan tamamen boştu ve iş yeri sahibi de banka işi için dışarı çıkmıştı. Aslı tam Mert’e ismini hitap ederek seslenmişti ki içeri Melih girdi. Elinde silah vardı…


    Melih : Benim olacaksın dedim sana benim olacaksın! Seni bir tek kalp sevebilir oda benimki, BENİMKİ!!!!

    Aslı : Melih sen çıldırdın mı git buradan yoksa polis çağıracağım.

    Mert : Aslı ne oluyor bu kim?

    Melih : Sen karışma len şerefsiz!

    Mert : Ağzını topla len sen kimsin!

    Aslı : Mert sus bi sus! Melih git buradan git dedim sana!


    Bu cümlenin ardından Melih iki el ateşler silahını havaya doğru. Mert ve Aslı korkmuş durumdadırlar. Mert Aslıya doğru yaklaşana Melih’in üzerine atlar ve dövüşmeye başlarlar. İkisi de yere düşer ve yerde yuvarlanırken silah iki kere daha ateş alır. Her yer kan içindedir. Silah seslerine gelen komşu esnaflar yerde kan içinde yatan iki yaralıyı hemen kendi arabalarına taşıyıp hastaneye götürürler. Hem Mert hem de Melih çıkan kurşunlarla yaralanmışlardır. Aslı delirmiş durumdadır hastaneye geldiklerinde ne yapacağını bilemez halde sinir krizi geçirerek bayılır.

    Birkaç gün sonra Melih kendine gelir eli kelepçelidir. Başında bekleyen hemşireden polisi çağırmasını ister. O sırada içeri Melih’in kullandığı silahı aldığı arkadaşı içeri girer.


    Bilal : Olum manyak mısın sen? Bok ettin her şeyi eline yüzüne bulaştırdın. Ne olacak şimdi? Olum var ya ötersen benim adımı verirsen doğrarım seni doğrarım…

    Melih : Kes len traşı çıkar şu kelepçeyi! Silah var mı yanında?

    Bilal : Ne yapacaksın olum sen mal mısın? Koridor polis kaynıyor!

    Melih : Ya sen çıkarsana şu kelepçeyi.


    Bilal silah ve uyuşturucu satan birisidir. Melih’in bütün pis işlerini yapan biridir ve karşılığında hep yüklü miktarlarda para alır. Melih’in kelepçesini çözdükten sonra belinde sakladığı silahı Melih’e verir. Melih zar zor ayağa kalkar.


    Melih : O puştun odası hangisi?

    Bilal : Olum harbi manyaksın gidip onu mu vuracaksın?

    Melih : Ya ben sana ne dedim? Ne dedim? Kessene sesini! Başladığım işi bitireceğim. Sen aşağı in arabayı hazırla. Aslı nerede?

    Bilal : O hıyarın odası hemen yan odan. Aslıda koridorun sonunda ki solda ki odada.

    Melih : Onun ne işi var hastanede?

    Bilal : Sizi hastaneye getirdikten sonra bayılmış. Daha uyanmamış.

    Melih : Hay lanet olsun nasıl aşağı indireceğim. Tamam sen aşağı inme kızın yanına git beraber indireceğiz.

    Bilal : Tamam.

    Melih zorlukla adımlarını atıp koridora çıkar. Koridorda ki polisler ortalıkta yoktur. Yavaş adımlarla acı içerisinde Mert’in odasına gelir. Kapıdan içeri girer. Belinde ki kurşun yarası kanamaya başlamıştır. Odaya birinin girdiğini duyan Mert kendine geldiğinde başına dayalı silahı görür.

    Melih : Adi şerefsiz. Sensin değil mi Aslı’yı ayartan bana düşman eden?

    Mert : Bak pislik herif kast ettiğin kişi ben değilim, zaten bir kere saçmaladın ikimiz de yedik kurşunu bırak silahı artık daha ne istiyorsun?

    Melih : Gebermeni istiyorum adi!!!


    Melih son sözünden sonra birkaç adım geri gider Mert’in vücuduna silahı doğrultur ve ateşler. Kurşun Mert’in kalbine isabet eder. Silahın tepmesi Melih’in güçsüz vücudunu sarsar ve Melih’te yere düşer. İçeri giren polisler Melih’i elinde silahlı görünce birkaç el ateş ederler. Melih oracıkta ölmüştür. İçeri giren doktorlar Mert’i hemen ameliyata alırlar. Kurşun Mert’in kalbini sıyırmıştır ancak açılan yara yüzünden Mert bu kalp ile hayatına daha fazla devam etmesi imkansızdır. Acil kalbe ihtiyacı vardır. Doktorun aklına Melih gelir ve hemen kontrolleri yaptıklarında kalbin uyumlu olacağını anlarlar. Uzun bir kalp ameliyatı sonrası Mert’in vücudu Melih’in kalbini kabul etmiştir. Ameliyattan üç gün sonra kendine gelen Mert karşısında Aslıyı görür.


    Aslı : Merhaba, nerelerdeydin?

    Mert : Selam. Buradayım. Ne zamandır uyuyorum?

    Aslı : Üç gündür uyuyorsun. Melih’i polisler öldürdü. Kalbine isabet eden kurşun yüzünden kalbe ihtiyacın oldu ve Melih’in kalbini sana taktılar.

    Mert : Kadere bak. 3 vücut, 2 kalp, 1 aşk.

    Aslı : Boş ver bunları lütfen. Geride bırakalım her şeyi. Seni özledim. Hem de çok.

    Mert : Bende. Ben de seni özledim. Buraya gel yanıma. Sarıl bana…


    Mert hastaneden taburcu olunca zaman geçirmeden Aslı ile evlendiler. Hayatları boyunca bir birlerini sevdiler, saydılar, bir an olsun bile ayrılmadılar. Mutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir yaşam sahibi oldular. Ancak her şeye rağmen Melih’in dediği oldu. O acı gün Aslıya “Seni bir tek kalp sevebilir oda benimki” demişti ve gerçekten onu şuanda bir tek kalp seviyordu o da Mert’in vücudunda atan Melih’in kalbi…















    KALBİN HAFIZASI



    13 Mayıs 2011 saat 08 Suları…



    Tuncay : Alo, Sevda hanım’ı bağlar mısın?

    Sekreter : Bir saniye Tuncay bey bağlıyorum…

    Sevda : Günaydın Tuncay nasılsın?

    Tuncay : Sağol iyiyim, çıktımı?

    Sevda : Evet çıktı…

    Tuncay : Zaman nedir peki?

    Sevda : An itibari ile 11 Mayıs 2008 saat 08:43

    Tuncay : Offf, hala aynı…

    Sevda : Evet bugün ikinci gün, Allah’tan senin yanında bayıldı bu sefer, yaptığınız programda işe yaradı, şu anda cepten mesajlaşıyoruz…

    Tuncay : Süper işe yaramasına sevindim, Metin nerede?

    Sevda : Yarım saatten fazla oluyor çıkalı, varmış olması gerekiyor, hala beni tanıyamaz, bugün tanışacağız. Programın çalışması iyi oldu ama bir yandan da kötü oldu onu bana yönlendirmesek ne olurdu acaba vicdanım sızlıyor. Allah’ım son bir haftada daha da geri gitmeye başladı. Hele yıl dönümünde olması nasıl canımı yakıyor biliyor musun aklım ruhum kalbim karma karışık….

    Tuncay : Merak etme şirket Amerika’da birkaç doktor ayarladı, doktorlardan biri ile bende görüştüm, bütün raporları kontrol ettiğini riskli ve denenmemiş bir ameliyat sonucu %90 başarı sağlayacağını söyledi. Bu akşam geliyor doktor onu ameliyata alacağız. Ayrıca bunun vicdanla alakası yok saçmalama, o site açık olsaydı onu sana yönlendirmezdik ve aranızdaki aşk zaten birbirinizi bulmanıza yardımcı olurdu…

    Sevda : Artık tükenme noktasına geldim, nerde nasıl nereye ve ne zamana gideceğini bilmiyorum, devamlı geri gidip duruyor…



    Tuncay ve Metin’in eşi Sevda arasında bu konuşma geçerken Tuncay’ın yardımcısı Mehmet tarafından kapı çalınır ve :



    Tuncay : Bir saniye kapı çalıyor. Geeel…

    Mehmet : Efendim özürdilerim ama tarihi söylemediniz ve Metin bey şuanda binaya giriş yapmış…

    Tuncay : 11 05 08 saat 0845

    Mehmet : Tamam efendim…

    Tuncay : Metin gelmiş…

    Sevda : Arkadaşlardan da Allah razı olsun onların bu çabası da olmasa… Dediğim gibi devamlı geri gidip duruyor ilk başlarda kısa sürüyordu ama sonradan artmaya başladı süreler sonuncusu 37 saat sürdü. Ayrıca gittikçe daha geriye gidiyor…

    Tuncay : Onların bu çabası olmasa başka şeyler düşünürdük ama Metin herkes tarafından sevilen ve takdir edilen biri ayrıca araştırmalarımız hızla sürüyor biliyorsun biraz daha dayan bunu ikimizde ona borçluyuz, içeri geliyor bekle…

    Metin : Günaydın dostum nasılsın…

    Tuncay : Günaydın iyiyim sen nasılsın…

    Metin : İyi sayılırım ama başım ağrıyor akşam uyuyamadım…

    Tuncay : Geçmiş olsun ağrı kesici içtin mi?

    Metin : Birazdan içerim, telefondaki kim?

    Tuncay : Dün akşamdan (Gülerek)…

    Metin : Tamam, tamam (Gülerek)

    Tuncay : Alo, çıktı…

    Sevda : O nasıl?

    Tuncay : Başı ağrıyor, baş ağrıları da sıklaştı bu aralar değil mi?

    Sevda : Evet ama doktor bunun olacağını söylemişti, neyse sen işine dön bende ortalığı toparlayayım…

    Tuncay : Tamam görüşürüz, Sılayı öp benim için…

    Sevda : Tamam öperim…



    Tuncay ünlü bir yazılım firmasında genel müdürdür. Bu noktaya gelmesindeki en büyük etken “kadim dostum” dediği Metin’dir. Metinle aynı liseye aynı üniversiteye gitmişler aynı işe aynı anda başlamışlardır. İkisi de yaptıkları yeniliklerle resmen yazılım dünyasını sallamışlardır. Ancak ikisinin de yaşadığı bir kaza sonucu Metin kelimenin tam anlamı ile yerinde saymaya devam etmiştir. Çalıştıkları şirket Metin’in bu haline rağmen hala üstün başarılar gösterdiği ve şirketine çok yararı dokunduğu için hastalığına rağmen onun çalışmasına devam etmesine izin vermişlerdir. Tuncay’ında ricası ile ona hastalığına özel bir oda ayarlanmış ve şirketin o bölümünde olan herkesle onun hastalığına göre davranmak için anlaşma yapılmıştır.



    13 Mayıs 2011 saat 18:10



    Tuncay : Hadi servis kalkacak birazdan daha ne yapıyorsun?

    Metin : Tamam, tamam. Yeni bir müdür atanmış kendisini göremedim bir program istemiş ekipten ama hatalı birkaç yeri vardı onu düzelttim. Sen gördün mü kendisini?

    Tuncay : Hayır görmedim, hadi koş servise…

    Metin : Sen gelmiyor musun?

    Tuncay : Hayır beni telefondaki fıstık araba ile alacak (gülerek)

    Metin : Vaaaayy neyse tamam gittim ben?



    O ana kadar Metin’in telefonuna ardı ardına mesajlar gelir…



    Tuncay : Bir dakika, bir dakika, hayırdır o telefon çok hareketli…

    Metin : Şeeeyyy yok bir şey…

    Tuncay : Yeni sevgilini benden saklamıyorsun sanırım değil mi?

    Metin : Sen nerden bili… Yaa of yine tongaya getirdin beni tamam anlatırım sonra geç kalacağım yoksa…

    Tuncay : Hadi koş çapkın koş (gülerek)



    Metin hızla kalkacak olan servise yetişmeye çalışırken bir yandan da cep telefonuna Sevda tarafından gönderilen mesajları okumaya çalışır…



    Saat 13:21 Sevda : Kaç saattir sustun, yine bir programa mı daldın…

    Saat 15:40 Sevda : Heeyyy

    Saat 17:02 Sevda : Hu huuu

    Saat 18:05 Sevda : Saat altıyı beş geçiyor bak buluşma yerindeyim ben gelecek misin?



    Metin son mesajı okurken servise binmiş ve servis hareket etmiştir bile. Hızla Sevdaya karşılık yazar…



    Metin : Kusura bakma bir programa daldım dediğin gibi, servisteyim geliyorum…

    Sevda : Tamam bekliyorum…



    Metin, Sevdaya bindiği servisin önünden geçtiği bir barın önünde buluşma teklif etmişti. Aslında ilk tanışmaları da orada olmuştu. Sevdaya göre bu kalbin hafızası olmalıydı, çok heyecanlanmıştı sanki ilk defa buluşacaklardı. Ancak Metinin servisi barın önünde durmadan geçti ve Sevda gözleri dolu dolu servisin gidişini izledi sonrada mesaj yazmak için hemen telefona sarıldı…



    Sevda : Ne oldu, nerede kaldın ?

    Metin : Üzgünüm bir işim çıktı son anda gelemeyeceğim…

    Sevda : Tamam peki…



    Sevda ağlayarak hesabı öderken bir yandan da Tuncay’ı arar…



    Sevda : İnmedi, servisten inmedi…

    Tuncay : Alo, Sevda, Sevda ne oldu?

    Sevda : Servisten inmedi, utandı sanırım, off mantıklı düşünmeye çalışıyorum ama ne yapacağım bilemiyorum artık…

    Tuncay : Tamam lütfen sakin ol Metini biliyorsun çok utangaç akışına bırakalım zaten şimdi doktoru alacağım hava alanından…

    Sevda : Bende hastaneye gideyim o zaman…

    Tuncay : Orada görüşürüz, ama önce sakinleş istersen Sıla alsın seni…

    Sevda : Hayır sorun değil ben giderim…



    Tuncay, Sevda ile görüştükten sonra Metini hastaneye çağırmak için arar.



    Tuncay : Metin, neredesin görüştün mü kızla…

    Metin : Hayır çok utandım ya ne bileyim aslında yanlış yaptım kızı bıraktım öylece sinir oldum kendime.

    Tuncay : Şimdi boşver onu merkez hastanesine gel, iş yerinden ekip arkadaşım Derya ile Melek vardı ya iş çıkışı kaza yapmışlar bende oraya gidiyorum sende direkt oraya gel…

    Metin : Tamam, eve uğrayıp öyle geleyim üzerimi değiştirmem gerekiyor…





    13 Mayıs 2011 saat 21:23



    Metin merkez hastanenin kapısından içeri girerken bir anda Sevda aklına gelir, telefonunu cebinden çıkarıp mesaj atmak ister ama tam o anda telefonu çalar arayan Tuncaydır…



    Metin : Efendim…

    Tuncay : Neredesin oğlum hadi saat kaç oldu.

    Metin : Arkanı dön göreceksin, kapıdayım…



    Tuncay Metin’i kandırabilmek için iş yerinden birkaç arkadaşını ve hastane çalışanlarını ayarlamıştır bile. Şirketinin maddi gücü bu ayarlamalarda çok etken ve yardımcı oluyordur ona. Metin Tuncayın yanına gelince işyerinden birkaç arkadaşını da orada görür selamlaştıktan sonra Tuncay Metini bir kenara çekerek konuşmaya başlarlar…



    Tuncay : Trafik kazası geçirmişler, lastik patlamış araba takla atmış, Derya arabadan fırlamış, Melek’in emniyet kemeri bağlıymış ama ikisi de yoğun bakımda…

    Metin : Off çok kötü olmuşlar…

    Tuncay : Evet, sen neden geç kaldın…

    Metin : Başım çok ağrıyor, duşta çok durmuşum vaktin nasıl geçtiğini anlamadım…

    Tuncay : Tamam da olum kızla neden görüşmedin ya hey Allah’ım…

    Metin : Ya dur zaten o konuda çok sinir oldum kendime dayanamayacağım ben aşığım abi kıza, tamam üç aydır konuşuyoruz sadece resmini gördüm, mantık dışı olabilir ama ben aşığım ona. Arıyorum onu…

    Tuncay : Ara hadi…

    Metin : Çalıyor… Alo, Sevda, nasılsın?

    Tuncay : Hastane için gelemediğini söyle yalan söyle (kısık sesle)

    Sevda : Nasılım sence? Kaç saat bekledim barda onu geçtim kaç aydır bu anı planlıyoruz…

    Metin : Evet haklısın, aslında sana yalan söyledim, hastanedeyim şuan…

    Sevda : Hayırdır ne oldu sana mı bir şey oldu?

    Metin : Hayır endişelenme iş yerinden bir arkadaş kaza yapmış merkez hastanedeyim, kankim Tuncay’ı biliyorsun o şimdi gidecek bu yüzden yalnız kalacağım burada ama yalnız kalmak istemiyorum ve başım çok ağrıyor…

    Sevda : Anladım geliyorum hemen…

    Metin : Tamam bekliyorum…

    Tuncay : Olum var ya kırk takla atıp yalan söylüyorsun…

    Metin : Ne yapayım toparlamam lazım, olum yüzük bul bana git nereden buluyorsan bul…

    Tuncay : Ne yüzüğü ya manyak mısın kızlar orada ölüyor…

    Metin : Hazır gaza gelmişken lütfen git ve bul…

    Tuncay : Tamam, Tamam…



    Metin ile Sevda internetten tanışmışlardı. Metin o zamanlar bir chat sitesi üzerinde çalışıyordu. Sevda ile 3 ay chat sohbetinden sonra yüz yüze görüştüklerinde ikisi de birbiri için yaratıldığını anlamıştı. Tanışmalarının birinci yılında Metin evlenme teklif etmişti ve hemen evlenmişlerdi. Evliliklerinin ilk yılında Sıla ismini verdikleri bir kızları olmuştu. Evliliklerinin ikinci yılında ise bütün hayatlarını değiştiren o kaza yaşanmıştı.

    Kaza günü Tuncay evlenmeyi düşündüğü kız arkadaşını Metin ve Sevda ile tanıştırmak için sözleşmişlerdi. Tuncay’ın kız arkadaşının da adı Sıla olduğu için bu tesadüf herkesi şaşırtıyordu. Tuncay aracını hızlı kullanmayı ve sportif hareketler yapmayı seviyordu ve buluşma yerine giden uzun ve geniş bir yol vardı. Aracının hızına hız katarken aynı yolun sonunda Metin ve Sevda’da arabadan inmişti. Metin hızla koşan iki kişiye bakarken Sevda ise bebeği bebek arabasına koymuştu bile. Polisten kaçan kapkaççı önce onu durdurmak isteyen Metin’e çarptı arkasından Sevdaya çarpıp onu yere düşürdü. Yolun ortasına düşen Sevda ayağa kalkarken hızla üzerine gelen Tuncay’ın aracını görüyordu. Tuncay ise cebinden çıkardığı resimleri sevgilisine gösterirken yolun ortasında duran Sevdayı son anda görüp frene basmıştı. Metin arabanın çarpma anında Sevdayı yolun kenarına itip arabanın önüne atlamıştı. Tuncay’ın sürdüğü araç Metin’e çarpıp onu kenara fırlatmıştı.

    Metin tam altı ay yoğun bakımda kalmıştı. Kendine geldiği ilk gün hiçbir şey hatırlayamıyordu. Doktorların yardımı ile hafızası yavaşça geri gelmişti. Ancak son zamanlarda geri gitmeler başlamıştı ve geliş gidiş zamanları ve ne zamana gittiği hiç belli olmuyordu.





    13 Mayıs 2011 saat 21:45



    Tuncay : Alo Sevda, endişelenme dediğin gibi kalbin gerçekten hafızası var, sana evlenme teklif edecek benden yüzük bulmamı istedi…

    Sevda : Ne ciddi misin? Ya süper ya.. Şuanda uçuyorum resmen, otoparktayım sen neredesin?

    Tuncay : Bende otoparktayım, girişe gel…

    Sevda : Tamam…

    Tuncay : Nasılsın, sanırım şimdi daha iyisindir (gülerek)

    Sevda : Ne iyisi uçuyorum ya uçuyorum. Çok kötü olmuştum, inmeyince, programla müdahale etmemize üzülüyordum ama demek ki dediğin olacakmış yine…

    Tuncay : Doğru buda senin sözünü yine kanıtlıyor; Kalbin hafızası vardır…

    Sevda : Kalbin hafızası vadır… (gülerek ikisi de beraber söylüyor) Ameliyat kaçta…

    Tuncay : Çoktan başlaması gerekiyordu çarpık ilişkiniz planları değiştirdi (gülerek)

    Sevda : Tamam hadi buluşayım Metinle…

    Tuncay : Onu doktorla görüşmek için bir yalan uydur…

    Sevda : Tamam, bir şey farkeder mi? Herhangi bir şey olur mu?

    Tuncay : Spontane olsun ama bana haber ver…

    Sevda : Tamam…



    Sevda cebinden telefonu çıkartıp Metini arayarak yerini sorduktan sonra onun yanına gider…



    Sevda : Selam nasılsın, arkadaşların nasıl oldu…

    Metin : Durumları ciddi, benim için onlardan daha ciddi bir konu var…

    Sevda : Nedir o?

    Metin : Benimle evlenir misin?

    Sevda : Ne, ne, ne diyorsun sen Metin ?

    Metin : Benimle evlenir misin?

    Sevda : Evet, evet, evet ama bir şartım var… Burada bir doktor var, sabah görüşmüştüm senin için, az öncede koridorda gördüm, hazır buradayken ona bir muayene olursan baş ağrıların için seninle kesinlikle evlenirim…

    Metin : Hımmm bir düşünmem gerek (gülerek) Tamam hadi gidelim…



    Sevda ile Metin, doktorun odasına giderler. Doktor Metini yaklaşık yarım saat kontrol eder, Metin kontrollerden sıkılmasına rağmen yanında Sevda olduğu için hiçbir şeye itiraz etmez. Sonra doktor Metin’e bir iğne yapacağını söyler. Metin iğneyi kabul edip iğne vurulur. Doktorun vurduğu iğne bayıltıcı bir iğnedir. Tuncay bunlar olurken ameliyathanenin hazırlanmasını sağlamış ve diğer doktorları da hastaneye ulaştırmıştır… Ameliyat sabaha karşı başarı ile biter. Ancak yüzde yüz başarı sağlanıp sağlanmadığını ancak Metin uyanınca öğrenebilirler…



    14 Mayıs 2011 saat 10:41



    Metin zar zor gözlerini açar. Her yer parlaktır. Gözlerini açmaya çalışırken başının ağrıdığını hisseder. Sonra etrafına bakarak nerede olduğunu anlamaya çalışır. Elini hareket ettirdiğinde birinin saçları eline gelir. Hafifçe başını kaldırıp baktığında onun Sevda olduğunu görür. Sonra gözlerini ovalayıp etrafına tekrar bakar. Hastane de olduğunu anladığında Sevdayı uyandırır.



    Sevda : Günaydın…

    Metin : Günaydın, ne oldu bana?

    Sevda : Ne hatırlıyorsun canım?

    Metin : Tuncay’ın odasındaydık bir program hakkında konuşuyorduk sanırım sonrasını hatırlamıyorum.. Başım çok ağrıyor…

    Sevda : Evet, evet (gözleri dolarak)

    Metin : Hayırdır ne oldu neyin var daha doğrusu neyim var?



    Sevda Metine hastalığını ve ameliyatını anlatır. Daha sonra doktoru çağırırlar ve birkaç saat doktorlar test yaparlar. Ameliyat başarı ile sonuç vermiştir. Metin tekrar sağlıklı hafızasına kavuşmuştur. Ancak hafızası gittiği anları hiç hatırlamamaktadır. Son birkaç günü Sevda heyecanla anlatırken, tam kendisine evlenme teklif ettiğini söylediğinde ikisinin de ağzından şu sözler çıkar…

    Kalbin hafızası vardır…















    Liseli Günlükleri Bölüm 1 : Başlangıç

    (Kitap Kısım 1 : İlk saldırılar)




    14 Ağustos 2010 İzmir Karşıyaka Saat 11:40


    Halk Sivas’ta yaşanan başbakana düzenlene suikast ve Ankara’da yaşanan Cumhurbaşkanına düzenlenen suikast ile daha da tedirgin durumda iken artan terör olayları ve bombalamalar ile sokağa çıkamaz hale gelmiştir. Ancak güneş ve nem birleşerek dayanılmaz bir sıcaklık yaratarak insanları dışarı çıkmaya zorlamıştır. Bu kavurucu günde Karşıyaka çarşı caddesinin başındaki banklarda oturan ve gazetedeki yazıları okuyan yaşlı adam yanında oturan Alp’e dönerek şu soruyu sorar;

    Yaşlı adam: Sanırım askerden yeni geldin.

    Alp: Evet yeni geldim nerden anladınız?

    Yaşlı adam: Ben astsubay emeklisiyim askeri gözünden anlarım, hoş geldin, umarım şerefsizlerden bir kaçını vurmuşsundur, şu gazetelere bak kendi topraklarını istiyorlarmış, dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışıyorlar, bide utanmadan askerimizi kaçırıyorlar, yine kaçırmışlar baksana…

    Alp: Yaptıkları yanına kar kalmayacak amca sen merak etme köşeye sıkıştıkları için böyle saldırıları arttırdılar, destek çıkan bütün Avrupa ülkeleri Türkiye’nin yön değiştirmesi ile korktu ve onlara desteğini kesti artık her şey an meselesi…

    Alp nişanlısını beklerken konuşuyordu yaşlı amcayla ve beklediği otobüs az ilerde ki ışıklarda gözüktüğünde yolun karşısında ki durağa geçip otobüsün yanaşmasını bekledi. Otobüsün kapısı açılır ve üzüntülü bir şekilde yolu izleyen Seda otobüsten indiğinde onu bekleyen Alp ile göz göze gelirler. Seda çekingen hareketlerle Alp’ın yanına gelir ;

    Alp: Merhaba.

    Seda:Merhaba, nasılsın?

    Alp: İdare eder, sen nasılsın?

    Seda: Seni görünce iyi oldum.

    Aralarında geçen bu konuşma esnasında ikisinin de üzgün olduğu gözlerinden anlaşılırken yürümeye başlarlar ve yolun karşısına geçerler, Alp az önce konuştuğu yaşlı amca ile selamlaşıp Seda ile birlikte ilerlemeye devam eder,

    Seda: Nasıl ve nereden başlayacağımı bilmiyorum, Alp yemin ederim seni aldatmadım hep seni bekledim, görevimi yaparken her yerde olduğu gibi karakolda da beni çekemeyenler var, kimin yaptığı geçen hafta açıklığa kavuştu yüzüne söylemek istediğim için senin askerden gelmeni bekledim. Hangi erkek olsa hemen şüphelenip ayrılır bu resimler ilk ortaya çıktığında bana hoş görülü bana güvendin ama yinede canın yandı farkındaydım her şeyi anlatmak için bugünü bekledim

    Alp: Sonunda ortaya çıktı mı şerefsiz?

    Seda: Evet fotomontaj yapan adama kadar hepsini buldum, sen benim nişanlımsın senden bile kendimi sakınırken başkasıyla nasıl birlikte olabilirim ki, diğer resimler de hep arkadaş içinde olduğum resimler ve her dışarı çıkışımda zaten haberin oluyordu, bunu bana yapan birazdan burada olacak her şeyi öğrendiğimin farkında değil seni onunla yüzleştireceğim.

    Alp göz yaşları içinde konuşan Sedanın gözlerinden akan yaşları silmek için hamle yaptığı sırada silah sesleri ile irkilirler, etraflarına baktıklarında Alp’in az önce konuştuğu yaşlı adam elinde silahla yere yığılır. Herkes çığlık çığlığa koşuştururken Alp ve Seda dona kalmış etraflarına bakarlar, yaşlı adamın yere yıkıldığı yerin karşısındaki binanın üçüncü katında biri elinde bir tüfek ile düşer yere düştüğünde vücudunda sarılı bomba patlar ve silah sesleri devam ederken çarşıdaki herkes deli gibi sağa sola koşturuyor ve saklanmaya çalışıyordu.

    Alp patlama sırasında yanına düşen tüfeğe koşarken Seda ise yaşlı amcanın elindeki silahı alıp ateş sesi gelen tarafa doğru koşarlar. Aralıklı olarak binaların üst katlarında ki teröristler halka ateş etmektedir. Alp birine birkaç el ateş ederek öldürür ve teröristin üzerindeki bomba patlar binadan sıçrayan taş ve cam parçaları aşağıda ki insanları yaralar. Birkaç saniye içinde Karşıyaka çarşısının iki uç noktasında ve polis karakolunda üç patlama daha olur sağ kalan birkaç polis teröristlere ateş ederken Seda ve Alp dört terörist öldürmüştür. İki polisle buluşan Seda bir binaya girer ve içerideki teröristleri öldürürler artık silah ve patlama sesleri kesilmiştir. Seda camdan aşağı baktığında manzara karşısında dona kalır çarşı kan gölüne dönmüştür parçalanmış insan cesetleri yaralı insanlar onlara yardım için koşturanlar sinir krizi geçiren insanlar toz ve duman tam bir savaş alanına gelmiştir, Alp ile göz göze geldikleri anda iki el silah sesi gelir ve Alp yere yığılır. Seda “Hayır” diyerek çığlık attığı anda yanına gelen polisler karşı binadaki teröristi öldürürler ve teröristin bombası patlar. Seda koşarak aşağı iner ancak Alp çoktan ölmüştür ona sarılır ve “Ne olur beni bırakma diyerek” ağlarken yanına gelen polisler onu Alp’in ölü bedeninden zorla koparır…



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-6F17B5B5B -- 9 Temmuz 2011; 15:46:30 >







  • Eline sağlık boş bir zamanımda okurum.
  • umarım beğenirsiniz...
  • eline sağlık,birazını okudum vaktim kısıtlı olduğu için,gayet hoş olmuş.
  • ameyme okuduğun ve güzel yorumun için teşekkürler :)
  • Fazla okuyamadım ve şu ana kadarki okuduğuma göre gayet güzel diyebilirim umarım devamı da böyle olur.Daha sonra kesinlikle devam edeceğim.
  • VoldroY vakit ayırıp okuduğun için ve yorumun için teşekkürler beğendiğine sevindim



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Guest-6F17B5B5B -- 5 Ağustos 2011; 18:12:41 >
  • Yapay Zeka’dan İlgili Konular
    Daha Fazla Göster
  • Bir bölümünü okudum.Gayet beğendim.İleride devam edeceğim.Ciddi olarak söylüyorum ileride bir kitap yayımlayabilirsin.
  • NomadCRY okuduğuna sevindim hemen hemen liseden beri bu hikayeler aklımda ve kitap yazma hevesi var ama işten güçten okuldan falan bir türlü vakit ayırıp yazamıyorum, kısa kısa böyle yazayım demiştim, tek tek fazla ilgi çekmez diye aşk ile ilgili 3 hikayeyi birleştirip bir kitap yapma fikri var şuan ama eylülde bütünlemeyi geçersem yaparım anca
  • Sen derslerine bak boş ver buraları.
  • vay eline sağlık umarım aradığın o arkadaşı bir an önce bulursun
  • moondalina okuduğun için teşekkürler ama hangi arkadaştan bahsediyorsun
  • Hepsini okudum fakat kısa film düşüncesi zor konu çok uzun ve kısa filmle anlatılamaz. Ben kısa film çektim 1-2 yarışma için. Tabi küçük yarışmalar ama az çok bilgim var bence olmaz ama farklı düşünmek iyidir neden olmasın diyorsan sana kalmış :) Güzel hikayeler kısa değilde normal film olabilir.
  • apache0990 okuduğun ve ilgin için teşekkürler. Kısa film deyince bir birbuçuk dakikalık filmler de var, üç beş dakikalık filmler de var, bu senaryolar beş altı dakika sürer galiba.

    Ama dediğin gibi detaylara girip yada birleştirip uzun metrajlı filmde olur.
  • 
Sayfa: 1

Benzer içerikler

- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.