İbrahim Kahveci bir süredir ülkemizin ülke olarak ömrünün sayılı olduğunu yazıyor. Hatta yıllardır yazıyor. Bu görüşünün temelinde de Türk orta sınıfın akp iktidarınca adım adım yok edilmesi sonucunda istatistiki verilerle net bir şekilde görülen düşen doğum oranları ve bu sınıfın yerine getirilen "yabancı ve taban" sınıfın yüksek doğum oranı neticesinde ülkenin geri döndürülemez bir dönüşüme girdiği ve çok uzak olmayan bir gelecekte ülkenin majoritesinin bu kitlenin eline geçeceği yani bugünkü bildiğimiz anlamda Türkiye'nin biteceği ve başka bir şeye dönüşeceği var. Yazının kritik bir parçası: "1980-85 arasında %4,05 olan doğum hızı 1990-95 arasında %3,76 ve 2000 yılında da %2,53’e gerilemişti. Ama bir toplumun kendi nüfusunu koruması için gereken 2,1 seviyesinde 2002-2016 yıllarına kadar seyrettik. Ve 2016 sonrası felaket geldi... Başkanlık Sistemi ile beraber Türkiye’de doğum hızı o derece sert düştü ki 2022 yılında doğum hızı %1,62 oldu. Bu ne demek? Tek kelime ile cevap vereyim: Başkanlık Sistemi ile beraber aynı yıllarda Millet çocuk yapamaz duruma geldi. Geriden çocuk gelmiyor... İyi ama nüfus neden artıyor? İki sebebi var: 1-Henüz yaşlı ülke olmadığımızdan dolayı ölüm sayıları düşük. Yılda yaklaşık 500 bin ölüm oluyor. Doğum sayısı ise artık 1 milyonlara geriledi. 2- İyi ama yıllık nüfus artışı yaklaşık 900 binli seviyelerde. İşte burada ikinci madde geliyor: Bu artan nüfus bizim kendi nüfusumuz değil. Şöyle örnek vereyim: 2013-2021 yıllarında toplam 11 milyon 250 bin bebek doğuyor (bunların tamamı bizden diyelim). Yine bu 9 yıllık (2013-2021) süre içerisinde 3 milyon 955 bin kişi vefat ediyor. Yani ülke nüfusumuz bu 9 yılda 7 milyon 295 bin kişi artmalıydı. Oysa nüfusumuz 9 milyon 053 bin kişi artmış. Yani 1 milyon 758 bin kişilik nüfusu ithal etmişiz." |
Bildirim