Mesajınızda katıldığım çok husus var ve katılmadığım bir iki nokta da istisna olarak kalsın. Ben de vahşi kapitalizme karşıyım. Doğaya hükmetmeye ve onu arsızca sömürmeye kalkmak değil, onunla barışık yaşamak ve buna uygun medeniyet modelleri geliştirmek taraftarıyım ama vahşi kapitalizm buna izin vermeyecek. Ben sizin aksinize insanlığı önümüzdeki 100 yıl içinde büyük bir felaketin beklediğini düşünüyorum. Mars hayalleri bir yana, dünyada türümüz hayatta kalabilirse ne mutlu. Bugün bütün kaynakları hoyratça tüketiyoruz, fosil yakarak yılda 10 milyar ton CO2'yi atmosfere sıkıştırıyoruz. Bu 10 yılda 100 milyar, 100 yılda 1 trilyon ton CO2 demektir ki insanlık son 3000 yılda bu kadar CO2'yi atmosfere pompalamıştır. Yetmezmiş gibi atmosferdeki CO2 oranını sabit tutan ormanları tarla açmak ve nutella yiyebilmek için yok ediyoruz. Palm yağı üretmek için Uzakdoğuda neredeyse orman bırakmadılar ve burada palm yağından yapılmış hazır gıdaları afiyetle tüketen milyonlar ormanları yakıyor diye Asyalıları suçluyorlar. İroniye bakar mısın. Batıda fildişinden mamul eşyaları kimse almasa Afrikadaki filler katledilmez ama biz işin kolayına kaçıp Afrikadaki kaçakçıları suçluyoruz. İnsanoğlu hasis ve bencil bir varlıktır. Evrimin kötü bir cilvesi olarak hasis ve bencil bir varlık aşırı bilinç ve akıl kazanmıştır ve bu karakter yapısı doğayı umarsızca tahrip ederek aslında kendi sonunu da hazılıyor ama ne gam. Bu hasis ve bencil varlık aynı zamanda kısa vadeli çıkarlarını uzun vadeli çıkarlarına önceleyen bir varlık. Daima uzun vadeli hedefler yerine kısa vadeli kazanımlara yöneliyor çünkü hasis, bir an önce sahip olmak istiyor. Bu kısır döngüden çıkmanın bir yolunu göremiyorum ben. Doğanın tahrip edilmesinin ve küresel ısınmanın milyarlarca insanın umurlarında olmadığı ortada. Onlar, biz, hepimiz günü kurtarmaya çalışıyor ve buna hizmet eden miyop insanları başımıza yönetici seçiyoruz. Bu kısır döngüden bir çıkış yolu bence yok. İnsanlık mutlaka bir felaket, bir yıkım yaşayacak. Bu olmadan tedbir almaları mümkün değil. Kötümser miyim? Evet kötümserim. sadece şu forumdaki yüzlerce üyeye baksan bile hiç bir şeyin umurlarında olmadığını anlarsın. O nedenle Elektrikli mi, FCEV mi, biyo yakıt mı tartışmaları aslında boş tartışmalar. Günün sonunda herkes kazancım ne diye bakıyor. İnsanlık ne kazandı, doğa ne kazandı diye bakmıyor. Şimdiye kadar böyle gelmiş ama böyle gitmeyeceğini ömürleri yetenler görecek ve yaşayacaklar. |
İngiltere’de rüzgar enerjisi sayesinde elektrik fiyatları sıfırın altına düştü (3. sayfa)



-
-
Farklı düşünmüyoruz ki ,yazdıklarınızın altına imzamı atarım .
neden mi
Hidrojen ekonomisi sisteminde CO2 yeşil olmayan sistemde üretiliyor,üretilen de kontrol altına alınabiliyor. Yeşil hidrojende CO2 yok
Yakıt hücresi kullanarak hem ısı hem de elektrik üretiyorsunuz .CO2 yok.Bu elektrik pik ihtiyaçlar için planlanmalıdır .Yani bataryaya depolayacağınız elektrik ile depolanmış H2 aynı amaca hizmet etmelidir .
Her şey enerji ile alakalıdır ama sınırlı kaynakları kullanarak bunu yaparsak,zaten vahşi kapitalizm destekçisi olmuş oluyoruz .
Ben buna karşı olduğum için H2 ekonomisine geçilmeden insanoğlunın medeniyet skalasını atlayabileceğini sanmıyorum ,daha kardeşen ölçeğinde sıfır dan bire atlayamadık ,1 olmak için bile hidrojeni kullanmamız gerekiyor .Kardeşen 2 olması için yıldızların enerjilerini kullanmak gerekiyor .Bu nedenle jupiter sıfır ile bir aradındaki geçiş için gerekli hidrojeni sağlayacak ,insanoğlunun kalanları bu kaynağa yöneldiklerinde dünyadaki su bitmiş olmayacak aslında hazır olanı kullanmak için gitmek zorunda kalacaklardır .Çünkü medeniyet 2 için aşırı miktarda enerji gereklidir .Bu değerleri okumuştum bulursam eklerim
H2 sistemi bir döngüdür ve güneşi ,rüzgarı belki nükleer enerjiyi fizyon kullanarak kendisini çevirecektir
Zıplama eşiği Füzyon ile enerji ürettiğimizde, sırlarını bulunca hızlanacak ama H2 o zaman He dönüşeceği için geri dönüşü olmayacaktır .Yani küçük miktarlar da olsa güneş gibi H2 tüketilecektir
Şu andaki batarya sistemi zaten küresel baronların sistemidir ,ona hizmet etmektedir insanlığa bir faydasının olmadığı ancak zaman içinde anlaşılacaktır.Ama ara geçiş için de şimdilik zorunludur .Her küçük güneş paneli için H2 üretmek mantıklı ve fizible değildir .ama 200 ile 500 daire gibi orta büyüklükler için hibrit sistem (H2 artı batarya ) olabilir . Neden hibrit ,çünkü h2 yi yakıt hücresi ile elektriğe dönüştürdüğümüzde aynı zamanda ısı da üretiliyor ,kışın bu ısı sıcak su olarak binaların ihtiyaçlarının tamamı veya bir kısmı için kullanılabilecektir .Ama yazın batarya sistemi öncelikli doldurulması gerekir .Hesap kitap meselesi ,gayet basit .Kaç kw gerekli ,ne kadar ısı var ,kcal yeter mi vs vs .Bunlar zaten ısı pompası işi ile uğraşanların hakim olduğu konulardır .
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi vezir -- 28 Aralık 2024; 11:13:29 >
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
Bu link daha bilimsel bir kaynak ama özeti olarak 10 üzeri watt değerleri bulunca buraya eklerim
https://assets-eu.researchsquare.com/files/rs-2114282/v1_covered.pdf?c=1665070847
Aşağıdaki link herkesin fikir edinebileceği ölçekte ilerleme içşn ne kadar fazla enerji tüketmemiz gerektiğini kıyas yoluyla anlayabileceğimiz bir link
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi vezir -- 26 Aralık 2024; 16:25:6 >
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
Benim merak ettiğim konu Lityum bittiğinde neyi kullanacağız? Devasa nikel kobalt mı?
-
Kardashev skalasını iyi bilirim hocam, kozmolojiyi amatör düzeyde takip ederim. Ancak şöyle bir sorun var. Kardashev skalası tamamiyle kuramsal bir skala. Kardeshev bumu ilk önerdiğinde sadece 3 kademe öngörmüştü: Tip 1: Kendi gezegeninin kaynaklarını tüketenler, tip 2: kendi yıldızının kaynaklarını tüketenler ve tip 3: Galaksinin kaynaklarını tüketenler. Ancak Carl Sagan bunu yeterli bulmamıştı ve K=(logP-6)/10 formülünü önererek bu 3 tip arasında ara basamakların da hesaplanabileceğini varsaymıştı. Carl Sagan'nın formülüne göre bizim uygarlığımız tip 0,7 seviyesinde şu an.
Şimdi zurnanın zırt dediği yere geliyoruz. Bu skala hakikaten gerçekçi mi? Yoksa basit bir bilim-kurgu fantezisi mi?
Galaksimizde tip 3 uygarlık olmadığını biliyoruz. Olsa şimdiye bizi ziyaret etmiş ve kaynaklarımızı talan etmiş olurlardı. Bizi henüz ziyaret etmemiş olsalar bile galaksideki varlıklarını günümüz teknolojisi ile bile tespit etmek kolay. Böyle bir şey olmadığını biliyoruz. Demek ki tip 3 uygarlık daha çok bir fantezi.
Ya tip 2 uygarlık? Tip 2 uygarlıkları da bugünkü teknoloji ile tespit etmek meşakkatli ama mümkün. Tüm galaksiyi çok güçlü kızılötesi kaynakları bulmak için taramamız yeterli çünkü tip 2 uygarlık kendi yıldızının tüm enerjisini kontrol altına alabilmek için Dyson küresi tarzı bir teknoloji kullanmak zorundadır ve Dyson küreleri yapıları gereği olağanüstü düzeyde kızılötesi ışıma yaparlar. Şu ana kadar böyle bir kızılötesi ışıma kaynağı tespit edemedik galaksimizde.
Tip 2 uygarlığı tespit etmenin bir başka yolu anormal luminasyon değişiklikleri gösteren yıldızların varlıkları. Böyle yıldızlar da tespit edemedik henüz.
Son olarak çok güçlü veya olağandışı spektrumlarda radyo dalgaları da tespit edemedik.
Yoksa tip 2 uygarlıklar da mı fantezi? Bana göre evet. Bir Dyson küresi tasavvur edebilirsiniz ama onu gezegeniznizin kıt kaynakları ile inşa edemezsiniz. Bir Dyson küresi inşa etmek bir gezegenin kıt enerji kaynaklarının çok çok ötesinde enerji gerektirir çünkü. Eh haliyle olmayan enerjiyle de Dyson küresi inşa edemezsiniz.
Geriye tip 1 uygarlıklar kalıyor. Bana göre makul ve rasyonel olan tek seçenek bu. Diğerleri açıkçası bilime değil, bilim-kurguya giriyor, hiç gerçekçi değiller çünkü bir canlının tüketebileceği enerjinin bir üst sınırı var. Bu sınırın ötesindeki enerji gereksizdir ve tip 2 ve 3 enerji düzeyleri bu tümüyle gereksiz ve anlamsız enerji tüketim düzeylerine denk gelmektedir. Basit bir örnek vereyim. Güneşten dünyaya 1 günde gelen enerji miktarı kabaca 1000 yıllık elektrik tüketimimizi karşılıyor zaten. Bugün ben bir insan olarak ısınmak, serinlemek, ulaşım, iletişim, metabozlimam, eğlence ve bilişim için enerji tüketiyorum. Tüm bunları uykuda olmadığım 16 saat boyunca yapabilmek için Dyson küresine ihtiyacım yok ki! Güneşten gelen enerjiyi %95 oranında elektrik enerjisine çevirebilsek zaten bugün tükettiğim enerjinin kabaca 950 katı enerji elimde olacak. Bundan daha fazla enerjiyle bir insan olarak ne yapabilirim ki? Ha denilebilir ki bu kadar enerji kişisel kullanımlar için değil, astral seyahat için, arzın merkezine yolculuk için, gezegenlerin yörüngelerini değiştirmek için gibi bir takım uçuk fanteziler için kullanılacak diyorsanız eyvallah da bunları niye yapacağız birileri bana izah etmek zorunda.
Biz şu an tip 0,7 düzeyindeyiz ve enerji tüketimizdeki ve nüfustaki vs. artış oranına bakılarak en erken 2371 yılında tip 1 seviyesine ulaşacağımız öngörülüyor.
Ancak ben insanlığı önümüzdeki 100 yıl içinde esaslı bir iklim yıkımının beklediğini düşünüyorum ve böyle düşünen çok sayıda bilim insanı var. Bu nedenle tip 1 seviyesine ulaşmak bile 300 değil 3000 yıl sürebilir. Tip 2 ve 3? Onlar hayal.
Burada otomobille ilgili olan tek şey önümüzdeki yıllarda otomobiller FCEV mi olacak BEV mi yoksa ICEH mi? Ben kısa ve orta vadede bataryanın yerini alacak bir teknoloji görmüyorum. Uzun vadede bazı projeksiyonlar yapılabilir ama onlar da ne kadar realistiktir bilemiyorum. Mesela Füzyon reaktörlerini ben hala gerçekçi bulmuyorum. İnsanlık 60 yıldır füzyon reaktörleriyle uğraşıyor ve geldikleri yer hala saniyelerle ölçülen reaksiyon süreleri. Bence buradan da bir şey çıkmaz.
Gerçekçi olmayan hayaller peşinde koşmak yerine gerçekçi olalım ve nükleer, rüzgar ve güneş enerjisine alabildiğine abanalım. Kısa ve orta vadede çözüm budur.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Torlak Kemal -- 28 Aralık 2024; 20:15:13 >
-
aslında dünyamız daha önce tip 2 uygarlığını görmüş olmalı ve belki de bizim dünyamıza gelerek yerleşmiş olmalılar ,bu konuda oldukça detaylı açıklamalar var ama veriler duyu görü ve şuanki bilimin kabul etmeyeceği yöntemler ile alındığı için konuya bilerek girmek istemiyorum .quote:
Orijinalden alıntı: Torlak KemalKardashev skalasını iyi bilirim hocam, kozmolojiyi amatör düzeyde takip ederim. Ancak şöyle bir sorun var. Kardashev skalası tamamiyle kuramsal bir skala. Kardeshev bumu ilk önerdiğinde sadece 3 kademe öngörmüştü: Tip 1: Kendi gezegeninin kaynaklarını tüketenler, tip 2: kendi yıldızının kaynaklarını tüketenler ve tip 3: Galaksinin kaynaklarını tüketenler. Ancak Carl Sagan bunu yeterli bulmamıştı ve K=(logP-6)/10 formülünü önererek bu 3 tip arasında ara basamakların da hesaplanabileceğini varsaymıştı. Carl Sagan'nın formülüne göre bizim uygarlığımız tip 0,7 seviyesinde şu an.
Şimdi zurnanın zırt dediği yere geliyoruz. Bu skala hakikaten gerçekçi mi? Yoksa basit bir bilim-kurgu fantezisi mi?
Galaksimizde tip 3 uygarlık olmadığını biliyoruz. Olsa şimdiye bizi ziyaret etmiş ve kaynaklarımızı talan etmiş olurlardı. Bizi henüz ziyaret etmemiş olsalar bile galaksideki varlıklarını günümüz teknolojisi ile bile tespit etmek kolay. Böyle bir şey olmadığını biliyoruz. Demek ki tip 3 uygarlık daha çok bir fantezi.
Ya tip 2 uygarlık? Tip 2 uygarlıkları da bugünkü teknoloji ile tespit etmek meşakkatli ama mümkün. Tüm galaksiyi çok güçlü kızılötesi kaynakları bulmak için taramamız yeterli çünkü tip 2 uygarlık kendi yıldızının tüm enerjisini kontrol altına alabilmek için Dyson küresi tarzı bir teknoloji kullanmak zorundadır ve Dyson küreleri yapıları gereği olağanüstü düzeyde kızılötesi ışıma yaparlar. Şu ana kadar böyle bir kızılötesi ışıma kaynağı tespit edemedik galaksimizde.
Tip 2 uygarlığı tespit etmenin bir başka yolu anormal luminasyon değişiklikleri gösteren yıldızların varlıkları. Böyle yıldızlar da tespit edemedik henüz.
Son olarak çok güçlü veya olağandışı spektrumlarda radyo dalgaları da tespit edemedik.
Yoksa tip 2 uygarlıklar da mı fantezi? Bana göre evet. Bir Dyson küresi tasavvur edebilirsiniz ama onu gezegeniznizin kıt kaynakları ile inşa edemezsiniz. Bir Dyson küresi inşa etmek bir gezegenin kıt enerji kaynaklarının çok çok ötesinde enerji gerektirir çünkü. Eh haliyle olmayan enerjiyle de Dyson küresi inşa edemezsiniz.
Geriye tip 1 uygarlıklar kalıyor. Bana göre makul ve rasyonel olan tek seçenek bu. Diğerleri açıkçası bilime değil, bilim-kurguya giriyor, hiç gerçekçi değiller çünkü bir canlının tüketebileceği enerjinin bir üst sınırı var. Bu sınırın ötesindeki enerji gereksizdir ve tip 2 ve 3 enerji düzeyleri bu tümüyle gereksiz ve anlamsız enerji tüketim düzeylerine denk gelmektedir. Basit bir örnek vereyim. Güneşten dünyaya 1 günde gelen enerji miktarı kabaca 1000 yıllık elektrik tüketimimizi karşılıyor zaten. Bugün ben bir insan olarak ısınmak, serinlemek, ulaşım, iletişim, metabozlimam, eğlence ve bilişim için enerji tüketiyorum. Tüm bunları uykuda olmadığım 16 saat boyunca yapabilmek için Dyson küresine ihtiyacım yok ki! Güneşten gelen enerjiyi %95 oranında elektrik enerjisine çevirebilsek zaten bugün tükettiğim enerjinin kabaca 950 katı enerji elimde olacak. Bundan daha fazla enerjiyle bir insan olarak ne yapabilirim ki? Ha denilebilir ki bu kadar enerji kişisel kullanımlar için değil, astral seyahat için, arzın merkezine yolculuk için, gezegenlerin yörüngelerini değiştirmek için gibi bir takım uçuk fanteziler için kullanılacak diyorsanız eyvallah da bunları niye yapacağız birileri bana izah etmek zorunda.
Biz şu an tip 0,7 düzeyindeyiz ve enerji tüketimizdeki ve nüfustaki vs. artış oranına bakılarak en erken 2371 yılında tip 1 seviyesine ulaşacağımız öngörülüyor.
Ancak ben insanlığı önümüzdeki 100 yıl içinde esaslı bir iklim yıkımının beklediğini düşünüyorum ve böyle düşünen çok sayıda bilim insanı var. Bu nedenle tip 1 seviyesine ulaşmak bile 300 değil 3000 yıl sürebilir. Tip 2 ve 3? Onlar hayal.
Burada otomobille ilgili olan tek şey önümüzdeki yıllarda otomobiller FCEV mi olacak BEV mi yoksa ICEH mi? Ben kısa ve orta vadede bataryanın yerini alacak bir teknoloji görmüyorum. Uzun vadede bazı projeksiyonlar yapılabilir ama onlar da ne kadar realistiktir bilemiyorum. Mesela Füzyon reaktörlerini ben hala gerçekçi bulmuyorum. İnsanlık 60 yıldır füzyon reaktörleriyle uğraşıyor ve geldikleri yer hala saniyelerle ölçülen reaksiyon süreleri. Bence buradan da bir şey çıkmaz.
Gerçekçi olmayan hayaller peşinde koşmak yerine gerçekçi olalım ve nükleer, rüzgar ve güneş enerjisine alabildiğine abanalım. Kısa ve orta vadede çözüm budur.
Nuh tufanı öncesi ile anlatılanları araştırmanız size fikir verebilir.
Her şeyi hikaye olarak yorumlamak yerine içindeki yadsınamaz gerçekleri ortaya koymak başlangıç için yeterli .
Kardeşev skalasında benim kafama yatmayan nokta herşeyi dyson küresine bağlaması,bu derece ilerleyen medeniyet için farklı yöntemler bulması yüksek olasılıktır .
Ayrıca bir yapı inşa edilecek ise kaya yapısı gezegen sistemleri için ideal bir hazır kaynaktır,birçok gezegen de bulunuyor .
otomativ konusu zaten biz farklı söylesek de sınırlı kaynaklara bilerek yöneliyor. Bunun ardında ise dünya hakimiyetini sağlamak için kaynak kontrolü yatıyor .Amerikada ilk petrol kuyuları açılıp rezerv bulununca batarya ile çalışan araçları otomativ müzesine gönderdiler ,size kaynak bulabilirim bu konu ile ilgili
Peki neden verimsiz dört zamanlı motorlar bunca yıl devrede kaldı ,aslında soru bu olmalı idi .
peki şimdi ne oldu da çin sanki mücit gibi poker oyunundaki rest çeker gibi tam güç bastırıyor .Lityum kaynaklarının başlangıç fişeği onda olduğu için mi,yoksa petro dolar sistemini yıkmak istediği için mi ,arkasındaki finansör güç kim
soru ve cevapları belli çok da gizli değil ama bu yönelişlerin en büyük zararını dünya kaynakları görecek ,burası kesin .
Plastik atıklarının zararları mikro atık makaleleri her gün ciddi kaynaklarda yayınlanmaya devam ediyor ,kimyasal ilaçlarla artırılan verim veya böcek ilaçları zararları her yıl birçok makalede ciddi olarak eleştiriliyor .Ben bunları okumaktan bıktım ve kahin olmaya da gerek yok ,doğanın dengesi insanoğlunun rahatından daha önemli ve geri dönülmez olmamalı .
Bir verim olayı tutturulmuş ama işin püf noktaları hep es geçilerek taraf olmaya çalışılıyor . Verimden daha önemli nokta geri dönüşüm ,sınırlı kaynak yerine sınırsız kaynak yönelimi ve zaman yönetimi gibi konulara daha detaylı eğilmek ve hesaplamada masraf olarak koymak gerekiyor
Diyelim ki karar vereceğiz ,2 tane fizibilite raporu hazırlayacağız ,çevrenin eski haline getirilmesi ve atıkların geri dönüşümü için harcanacak para ve iş gücü hesaba neden dahil edilmiyor .En büyük verimsizlik olanı yıkarak kaynağı kullanmak ve çıkarılan kaynağı yerine geri koyamamak .
işte hidrojen ekonomisi bu konuda bize yeni bir kapı açıyor .Evet yeşil hidrojen üretmek de belirli kaynaklara gereksinim duyuyor ama oransal olarak rakipleri ile çok büyük farklılıklar var .Geri dönüşümde tekrar su ve ısı üretilen bir sistem kendi içindeki eksilerini abartmak neden .
Belki kötü bir karşılaştırma olacak ancak yaşamak için oksijen tüketen tüm yaşam düşünüldüğünde, ormanlar ve CO2 tüketiciler de bize döngüyü sağlamıyor mudur .
işte insanoğlu için de ürettiği fazla elektrik veya enerjiyi depılamak için H2 ve bunu kullanacak FCEV cihazları ideal bir döngü demektir .Belki daha verimli bir dönüşüm için FCEV alternatifleri bulunabilir ama arge yi ve parasal kaynakları şimdilik bataryaların daha fazla enerji depolaması için kullanıyorlar .
Ama özetle birim kg olarak H2 yerine birley koymaları sonucu değiştiremiyecek ve yaşanacak finansal büyük bir kriz sonrası elektrik üretimi ve dağıtımı olmak üzere sıkıntılar başlayınca mecburen H2 sistemine geçecekler .
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi vezir -- 28 Aralık 2024; 21:3:16 >
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
Mitolojiyle işim olmaz hocam. Jeoloji bilimi Nuh tufanı diye bir şeyin olmadığını ve olamayacağını sayısız kez kanıtlamışken, tutup da Nuh tufanı gibi mitolojik söylenceleri ciddiye almam düşünülemez. Annunakiler falan, bunlar eski insanların hayal gücüyle uydurdukları şeyler. Varlığına dair somut ve test edilebilir bir kanıt gösterilemediği sürece genel olarak bütün iddialar geçersizdir, kanıt yükü bir kaç istisna dışında iddia sahibine aittir. Bunları savlayanlar bilimsel metodoloji ile elde edilmiş kanıtlarını ortaya koymak zorundalar, koymadıkları sürece iddiaları yok hükmündedir.ç benim dünya görüşüm budur.
Öte yandan enerji sonsuzsa verimliliği kim takar ki? Verimliliğe takık olmamızın nedeni onun yeryüzünde sonsuz olmayışı ve elde etmesinin pahalı oluşu. Yoksa adı üstünde yenilebilir kaynaklar verçekten sonsuza kadar yenilenebilirse verimliliğe takmaya gerek yok ama biliyoruz ki güneş ve belki rüzgar dışında jeotermal ve hidro gibi yenilenebilir kaynaklar o kadar da yenilenebilir değil. Tarih kuruyan onca nehir örneği ile dolu.
Ama tabii sonsuz demeyelim de binlerce yıl yetecek bir enerji kaynağımız varsa verimliliği o kadar da dert etmeyebiliriz. Hidrojen böyle bir kaynaksa verimliliği dert etmem ama hidrojen elde edilirken kullanılan enerji kıt kaynaklardan geliyorsa bu bir sorun.
Unutmayalım ki doğanın ve evrenin kendisi dahi en az enerji kullanacak sekilde hareket ediyorken (fizikteki least action prensibi), nesneler daima mümkün olan en kısa yolu seçiyorken, canlılar en az enerji kullanacak şekilde evrimleşmişken biz verimliliği sallayalım gitsin diyecek lükse sahip miyiz durup bir bakmak gerekir.
Yine de son kertede verimlilik vazgeçilmez değil, yeter ki buna değecek bir enerji dönüşüm sistemi kurabilelim. Bu hidrojenle olacaksa okey, sorun yok.
-
Bir sonraki aşamaya kadar hidrojen ile sınırlı kaynakları tüketmeden devam edebiliriz
Hidrojen için elimizdeki en büyük kaynak güneştir
Nuh tufanı için yeterince kanıt var ,yazılı kaynakları araştırın .İnanmamak hiçbirşeyi değiştirmez.
enerji için verimlilik esastır ancak bunu yaparken hazır kaynakları kullanıyorsanız sadece milyonlarca yılda biriktirilmiş enerjiyi kullandığımızı unutmayalım.
Yine belki kötü bir örnek olacak ancak derinlemesine düşününce anlaşılacağını umuyorum .
marketten hazır alınan gıda için harcadığınız enerjiyi düşünün neredeyse min efor ile birçok aşamadan geçmiş ürünü alabiliyorsunuz .Evet para kazanmak için de emek ,zaman ve bilginizi kullanıyorsunuz ancak bu emeğinizi diğeri ile kıyaslayalım
şimdi bir kaos ortamı olduğunu önümüzdeki finansal kaos ile hem varlığınızı kaybettiğinizi hemde tedarik zincirinizin kırıldığını düşünelim ki geçmişte benzer olay belki yüzlerce belki binlerce defa olmuştur .Şimdi aynı ürünü hazır gıda olarak bulamayağınız açık ,ancak bilgi birikiminiz yeterli ise temel bilgi ile hayatta kalabilirsiniz ,bilgi birikiminiz yok ise bunu öğrenebilir ve uygulamaya koyabilir ve temel gıdalara ulaşabilirsiniz, hiçbirini yapamaz iseniz bilen birisinin yardımını alıp takas sistemi ile sürdürebilirlik adımlarını başlatabilirsiniz vs vs
şimdi ikinci koşulda 1 kg et veya 1 kg un için ne kadar emek harcamanız gerekecej hayal ediniz .Hiçte verimli ve zaman açısından anlamlı bir yaşam sunmayan bu seçeneği kim bugün için ister ki ,işte verimsiz seçenek aslında bir aşamada sürdürülebilir hayat için gerekli enerjinin temini için zorunlu hale gelecektir .
Böyle örnekler verdiğimde büyük çoğunlukla cevap bulan yeni yetmeler güneş panelim ile elektrik üretirim bununla satınalma değeri yaratabilirim vs vs birinci adım tetiklenen süreçleri bizlere iletiyor .Şunu düşünemeyen insanlar için ben ne desem boş .Güneşten enerji alabilmek için paneli nasıl hangi bilgi artı hangi fabrika veya hangi silsile ile üretebileceksin .Hadi bir yerlerden takas ile evine aldın ,peki kityum bataryayı nasıl imal edeceksin gibi silsile sorular sormanızı beklerim .
özetle demek ki hazır sınırlı ve kısa sürede belki 50 yıl belki daha az belki 2 katı sürede tükenecek kaynak ile ürettiğin enerji verimi ile ,
sıfırdan yeni kuracağın ve tüm toplumun refahını emek saatini ve kaynak çeşitliliğini sağlayacak Hidrojen ekonomisindeki verim ile kıyaslamak aslında elma ile elma kıyası olamamaktadır .Birçok şeyden H2 üretilebilecek ve geri dönüşü ile H2O olabilecek bir sistem çevre ve geri dönüşüm maliyetleri açısından aslında ilk seçilmesi gereken bir kaynaktır ve dünyadaki su miktarı bunu sürdürebilecek yeterliliktedir .
Yağmur ,dolu ,kar su kaynaklarının buharlaşması ile oluşmuyor mu ,milyarlarca yıldır döngüyü sağlayan şey nedir .GÜNEŞTİR
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
Bildiğim kadarıyla makine mühendisisiniz ama jeoloji ve biyoloji bilimine de anladığım kadarıyla hayli uzaksınız. Öyle olmasa Nuh Tufanı denilen halk söylencesinin gerçek olduğuna inanmazdınız.
Nuh tufanı kitaplarda yazıyor dediğiniz şey Sümer tabletleri, Tevrat ve Kuran. Üzgünüm ama arkeoloji din kitaplarıyla yapılmıyor. Din kitapları self-refrencing şeyler yani kanıt olarak yine kendilerini gösteren kitaplar. Herhalde onları ciddiye alıp Nuh tufanı olduğuna inanacak değiliz. Sümer tabletleri de öyle tanrı Enki tufan olacak diye uyarıyor, gemi yapılıyor falan... Tevrat ve Kurandaki söylencenin neredeyse asıl kaynağı Sümer tabletleridir dense şaşırmam. Yazılı kaynak dediğiniz şeyler de herhalde Amerikalı evanjelistlerin uydurdukları şeyler olmalı çünkü Nuh tufanı bu üç kaynak dışında sadece radikal dinci hristiyanların uydurduğu adına tufan jeolojisi denilen sahte bilim kaynaklarında geçiyor. Bu evanjelistlere göre de dünya düzdür ve 6 bin yaşındadır zaten.
Evet, lokal bir su baskını olmuş olabilir ve bu baskın insanlar tarafından kuşaklar boyu aktarılarak bir efsaneye dönüşmüş olabilir. Ama global ölçekte bir tufan?... Yeryüzünün tamamının 9 km derinliğinde sular altında kalması falan?.. Ve dünyanın her köşesinden milyonlarca hayvan ve bitki türünün tahta bir tekneye doldurulması?
Hadi canım sende!..
Size şiddetle biraz biyoloji ve jeoloji okumanızı tavsiye ediyorum. Belli ki bu yanınız çok eksik kalmış. Şuradan başlayabilirsiniz:
Nuh Tufanı - Efsane mi Gerçek mi?..
Yukarıdaki link global bir tufan olamayacağını herkesin anlayabileceği bir dilde anlatıyor.
Tufan efsanesi Ortadoğu kökenli olduğuna göre bu efsaneye kaynak teşkil edebilecek 3 tarihi ve jeolojik ama LOKAL olayı yukarıdaki linkten alıntıladım:
· Şurappa ve Ur arkeolojik kazıları. Şurappa ve Ur günümüz Irak sınırları içinde bulunan antik Sümer kentlerindendir [f1]. Her ikisi de Fırat ve Dicle arasında kalan bereketli havzada, biri kuzeyde diğeri güneydedir. Ur kenti ve bugünkü adı ile Tel El Fara olan Şurappa ve civarında yapılan kazılarda radyometrik tarihleme ile MÖ 2900 yıllarına denk gelen bir “nehir taşmasına” ait çökelti tabakası bulundu. Tabakanın hemen altında MÖ 2900-3000 arasına tarihlenen çömlekler ve benzeri eşyalar vardı [f1]. Fırat ve/veya Dicle nehirlerinin taşması ile oluştuğu anlaşılan çökelti havzasının altında ve üstündeki antik kalıntılar ışığında Nuh Tufanı dahil Mezopotamya kaynaklı tufan efsanelerinin bu nehir taşması kaynaklı büyük sel felaketi ile ilişkilendirilebileceğini düşündürüyor.
· Karadeniz gölünün İstanbul boğazı eliyle iç denize dönüşmesi. Colombia Üniversitesinden deniz bilimciler Dr. William Ryan ve Dr. Walter Pitman tarafından ortaya atılan bu hipoteze [f2] göre Karadeniz geçmişte bir iç deniz değil, Tuna gibi nehirlerin beslediği büyükçe bir tatlı su gölüydü. Son buzul çağının ardından denizler yükselmeye başladı, Cebelitarık bariyeri kırılarak Akdeniz yavaş yavaş genişledi ve Marmara denizini oluşturdu. O esnada İstanbul boğazı henüz yoktu ancak sular o kadar yükseldi ki MÖ 5600 yılında boğaz bariyeri yıkılarak sular devasa bir hızla Karadeniz’e akmaya başladı ve Karadeniz hızla irice bir gölden büyük bir iç denize dönüştü. Bu kuramı desteklemek amacıyla Karadeniz’de çeşitli jeolojik araştırmalar yapıldı ve tatlı su canlıların ait fosillerin olduğu taban katmanlarına ulaşıldı.
· Basra Körfezi taşması. Yine son buzul dönemi kaynaklı hadiselerden biri de denizlerin seviyesinin 11-8 bin yıl öncesinde çok yükselmesidir. Jeolojik araştırmalar bize o dönemde Basra Körfezinin kuru olduğunu, deniz sularının 120 metre yükselmesiyle birlikte 200 x 800 km’lik bir alanın deniz suyuyla dolarak bugünkü Basra Körfezini oluşturduğunu gösteriyor. Bunun izlerini yine Malta adasındaki o tarihlerden kalma insan yapımı patikalarda ve insan tarafından mağara girişlerine yapılan basamaklarda görüyoruz. Bunların başlangıç bölümleri denizden başlıyor yani su altında kalmış.
Global bir tufan iddiasını sadece ülkemizdeki peri bacaları bile çökertmeye yeter ki sayısız örnek var küresel bir tufanın gerçek olamayacağını gösteren.
Vezir Bey, sizinle tartışmak güzel ama böyle fantastik konulara girecekseniz ben yokum. Ben bilim dışında hiç bir rehbere ihtiyaç duymam ve absürt, bilim dışı iddialar ilgimi çekmez. Lütfen benimle tartışırken böyle bilim dışı konulara girmeyin. Hele dine hiç girmeyin, dini inancım yoktur.
Hidrojen ekonomisi konusundaki söylemlerinize ise katılıyorum. Mevcut enerji üretim ve tüketim süreçlerimiz sürdürülebilir değil ve süratle bunlardan vazgeçmemiz gerekiyor. Daha önce de söyledim, eğer hidrojen fizibl bir alternatifse desteklerim elbette. Ancak var olan tüm enerji ekosisteminin bir anda hidrojen ekonomisine döndürülemeyeceği de bir gerçek. Bu nedenle ara çözümlere ihtiyaç var ve batarya bunların şu an için bence en önde geleni. Hidrojende daha önce de söylemiştim ilk sorun hangi enerjiyle üretileceği. Temiz enerjiyle üretilmedikçe benim için hidrojen ekonomisinin bugünkü enerji tüketim alışkanlıklarımızdan bir farkı kalmaz. Fosil yakıp hidrojen üreteceksek, kalsın, istemem, fosil yakmaya devam edelim o zaman. Kulağı tersten tutmaya ne gerek var ki?
Ama ilerde devasa güneş enerjisini zapt edip bunu hidrojen olarak depolayabilirsek elbette mükemmel olur. Bunda hemfikiriz.
-
Bildiğim kadarıyla makine mühendisisiniz ama jeoloji ve biyoloji bilimine de anladığım kadarıyla hayli uzaksınız. Öyle olmasa Nuh Tufanı denilen halk söylencesinin gerçek olduğuna inanmazdınız.
Nuh tufanı kitaplarda yazıyor dediğiniz şey Sümer tabletleri, Tevrat ve Kuran. Üzgünüm ama arkeoloji din kitaplarıyla yapılmıyor. Din kitapları self-refrencing şeyler yani kanıt olarak yine kendilerini gösteren kitaplar. Herhalde onları ciddiye alıp Nuh tufanı olduğuna inanacak değiliz. Sümer tabletleri de öyle tanrı Enki tufan olacak diye uyarıyor, gemi yapılıyor falan... Tevrat ve Kurandaki söylencenin neredeyse asıl kaynağı Sümer tabletleridir dense şaşırmam. Yazılı kaynak dediğiniz şeyler de herhalde Amerikalı evanjelistlerin uydurdukları şeyler olmalı çünkü Nuh tufanı bu üç kaynak dışında sadece radikal dinci hristiyanların uydurduğu adına tufan jeolojisi denilen sahte bilim kaynaklarında geçiyor. Bu evanjelistlere göre de dünya düzdür ve 6 bin yaşındadır zaten.
Evet, lokal bir su baskını olmuş olabilir ve bu baskın insanlar tarafından kuşaklar boyu aktarılarak bir efsaneye dönüşmüş olabilir. Ama global ölçekte bir tufan?... Yeryüzünün tamamının 9 km derinliğinde sular altında kalması falan?.. Ve dünyanın her köşesinden milyonlarca hayvan ve bitki türünün tahta bir tekneye doldurulması?
Hadi canım sende!..
Size şiddetle biraz biyoloji ve jeoloji okumanızı tavsiye ediyorum. Belli ki bu yanınız çok eksik kalmış. Şuradan başlayabilirsiniz:
Nuh Tufanı - Efsane mi Gerçek mi?..
Yukarıdaki link global bir tufan olamayacağını herkesin anlayabileceği bir dilde anlatıyor.
Tufan efsanesi Ortadoğu kökenli olduğuna göre bu efsaneye kaynak teşkil edebilecek 3 tarihi ve jeolojik ama LOKAL olayı yukarıdaki linkten alıntıladım:
· Şurappa ve Ur arkeolojik kazıları. Şurappa ve Ur günümüz Irak sınırları içinde bulunan antik Sümer kentlerindendir [f1]. Her ikisi de Fırat ve Dicle arasında kalan bereketli havzada, biri kuzeyde diğeri güneydedir. Ur kenti ve bugünkü adı ile Tel El Fara olan Şurappa ve civarında yapılan kazılarda radyometrik tarihleme ile MÖ 2900 yıllarına denk gelen bir “nehir taşmasına” ait çökelti tabakası bulundu. Tabakanın hemen altında MÖ 2900-3000 arasına tarihlenen çömlekler ve benzeri eşyalar vardı [f1]. Fırat ve/veya Dicle nehirlerinin taşması ile oluştuğu anlaşılan çökelti havzasının altında ve üstündeki antik kalıntılar ışığında Nuh Tufanı dahil Mezopotamya kaynaklı tufan efsanelerinin bu nehir taşması kaynaklı büyük sel felaketi ile ilişkilendirilebileceğini düşündürüyor.
· Karadeniz gölünün İstanbul boğazı eliyle iç denize dönüşmesi. Colombia Üniversitesinden deniz bilimciler Dr. William Ryan ve Dr. Walter Pitman tarafından ortaya atılan bu hipoteze [f2] göre Karadeniz geçmişte bir iç deniz değil, Tuna gibi nehirlerin beslediği büyükçe bir tatlı su gölüydü. Son buzul çağının ardından denizler yükselmeye başladı, Cebelitarık bariyeri kırılarak Akdeniz yavaş yavaş genişledi ve Marmara denizini oluşturdu. O esnada İstanbul boğazı henüz yoktu ancak sular o kadar yükseldi ki MÖ 5600 yılında boğaz bariyeri yıkılarak sular devasa bir hızla Karadeniz’e akmaya başladı ve Karadeniz hızla irice bir gölden büyük bir iç denize dönüştü. Bu kuramı desteklemek amacıyla Karadeniz’de çeşitli jeolojik araştırmalar yapıldı ve tatlı su canlıların ait fosillerin olduğu taban katmanlarına ulaşıldı.
· Basra Körfezi taşması. Yine son buzul dönemi kaynaklı hadiselerden biri de denizlerin seviyesinin 11-8 bin yıl öncesinde çok yükselmesidir. Jeolojik araştırmalar bize o dönemde Basra Körfezinin kuru olduğunu, deniz sularının 120 metre yükselmesiyle birlikte 200 x 800 km’lik bir alanın deniz suyuyla dolarak bugünkü Basra Körfezini oluşturduğunu gösteriyor. Bunun izlerini yine Malta adasındaki o tarihlerden kalma insan yapımı patikalarda ve insan tarafından mağara girişlerine yapılan basamaklarda görüyoruz. Bunların başlangıç bölümleri denizden başlıyor yani su altında kalmış.
Global bir tufan iddiasını sadece ülkemizdeki peri bacaları bile çökertmeye yeter ki sayısız örnek var küresel bir tufanın gerçek olamayacağını gösteren.
Vezir Bey, sizinle tartışmak güzel ama böyle fantastik konulara girecekseniz ben yokum. Ben bilim dışında hiç bir rehbere ihtiyaç duymam ve absürt, bilim dışı iddialar ilgimi çekmez. Lütfen benimle tartışırken böyle bilim dışı konulara girmeyin. Hele dine hiç girmeyin, dini inancım yoktur.
Hidrojen ekonomisi konusundaki söylemlerinize ise katılıyorum. Mevcut enerji üretim ve tüketim süreçlerimiz sürdürülebilir değil ve süratle bunlardan vazgeçmemiz gerekiyor. Daha önce de söyledim, eğer hidrojen fizibl bir alternatifse desteklerim elbette. Ancak var olan tüm enerji ekosisteminin bir anda hidrojen ekonomisine döndürülemeyeceği de bir gerçek. Bu nedenle ara çözümlere ihtiyaç var ve batarya bunların şu an için bence en önde geleni. Hidrojende daha önce de söylemiştim ilk sorun hangi enerjiyle üretileceği. Temiz enerjiyle üretilmedikçe benim için hidrojen ekonomisinin bugünkü enerji tüketim alışkanlıklarımızdan bir farkı kalmaz. Fosil yakıp hidrojen üreteceksek, kalsın, istemem, fosil yakmaya devam edelim o zaman. Kulağı tersten tutmaya ne gerek var ki?
Ama ilerde devasa güneş enerjisini zapt edip bunu hidrojen olarak depolayabilirsek elbette mükemmel olur. Bunda hemfikiriz.
-
quote:
Hidrojen ekonomisi konusundaki söylemlerinize ise katılıyorum. Mevcut enerji üretim ve tüketim süreçlerimiz sürdürülebilir değil ve süratle bunlardan vazgeçmemiz gerekiyor. Daha önce de söyledim, eğer hidrojen fizibl bir alternatifse desteklerim elbette. Ancak var olan tüm enerji ekosisteminin bir anda hidrojen ekonomisine döndürülemeyeceği de bir gerçek. Bu nedenle ara çözümlere ihtiyaç var ve batarya bunların şu an için bence en önde geleni. Hidrojende daha önce de söylemiştim ilk sorun hangi enerjiyle üretileceği. Temiz enerjiyle üretilmedikçe benim için hidrojen ekonomisinin bugünkü enerji tüketim alışkanlıklarımızdan bir farkı kalmaz. Fosil yakıp hidrojen üreteceksek, kalsın, istemem, fosil yakmaya devam edelim o zaman. Kulağı tersten tutmaya ne gerek var ki?
Burada sizin de bahsettiğiniz gibi bir çözüm gerekli .Önemli olan elektrik üretimi FAZLASININ nasıl üretileceği
Eğer bu tüketim fazlası geri dönüşüm rüzgar ,güneş ,hidroelektrik gibi kaynaklardan üretilecek ise benim talebim bunun hidrojen olarak depolanması ve kullanılmasını desteklemektir .Çünkü gerçek yeşil dalga ancak bu şekilde mümkün olabilir .Depolama için lityum çıkarmak bile kullanmasak bile çevre kirliliğine neden olacağı için ,bu şekilde düşünüyorum.
yarısı ekosisteme uygun yarısı hariç olmamalıdır .
Batarya sistemi vazgeçilmez bir gerçektir küçük kwh bazında H2 sistemi şu an içim fizible değildir .
Orta ve büyük üretimler içşn ise farklı gereksinimler olacaktır .
MWh saat depolama için mevcut bayarya sistemi için hem küçük hacim hemde birim kg olarak en fazla çözümü bize Lityum bazlı seçenekler sunuyor .Konu periyodik cetvel dizilimi ile alakalı atom sayısı artınca hacim de ağırlık da artıyor .Yarın size birisi başka bir eleöent ile çözüm sunarsa ilk bakmanız gereken nokta periodik cetveldeli elementin yeri olmalı.Kritik bilgi burasıdır .
Mw için hidrojen de daha küçük alanda daha fazla enerji depolamak için gereklidir .Hidrojen en küçük tek atomlu elementtir çünkü, belki He da olabilir ama kısıtlı ,Bor sistemleri bıtada devreye girebilir Borhidrür vb durumlar mevcut. Buradaki kısıtımız ise ha Bor ha Lityum diyenler olursa bizim ülkemiz Bor açısından suudi arabistan ,venezuela kadar zengin olduğunu düşünceyi aklına getirenler için söylemek lazımdır (sizin için söylemiyorum)
Gelelim ,Gwh ve Twh depolama işine .Depolama işi büyütünce zaten lityum gereksinimi tavan yapıypr .Benim itirazım da zaten bu noktayadır .Yani Gwh veya Twh depolama batarya sistemi yapmak aptalca bir fikir değil midir .İşte insanoğlu bu miktar enerji fazlası vermeye başlayana kadar batarya sistemleri de vazgeçilmez kalacaktır .
Çünkü ilk adım neden Gwh üretimi fazladan yapıyorsun üretimi azalt ,dengele ,satış (ihracat) vb çözümler zaten şuanda uygulanmakta olan sistemdir ,bu sistemi delecek olan küçük ülke olup da büyük yeraltı zenginliğine sahip ülkelerdir .Mesela Katar ,kuveyt gibi
Ama karbon tüketerek devamlı bir büyüme zincirini hedefleyen ülkeler mesela Çin gibi ,bunların kendi ülkelerindeki Batarya elementlerini kullanması gayet doğal bizdeki Bor gibi ama tüm dünyayı sömürerek adrikadaki ,güney amerikadaki kaynaklara göz dikmeleri bunun için devlet başkanlarını atayacak siyasi işlerine karşıyım çünkü sömürüyü destekleyen ülkeler gelişimlerinde bu kirli paranın esiri olduğunu unutmamalıdırlar .Aynen avrupa ülkeleri ,sonrasında ABD şimdi de Çin'i mi izleyelim yani .2 karışlık danimarka ,hollanda bize kafa tutup şöyle yapon falan diyor önce kalkınmanı nasıl yaptığına bak diyen yok .Lale devri biteli çok oldu adamların borsası lale yüzünden çöküş yaşadı biz daha neler olduğını bile bilemeden Çin için yorum yapıyoruz. Zamanında bir özel lale ile amsterdam da bina alınabiliyormuş ,demek ki bir hata varsa bugün bu olan BENCE coin piyasasında var ,geleceği şüpheli Lale gibi borsa çöküşü ile tarih kitaplarındaki yerini alacaktır .Benden uyarması
Demek ki Twh düzeyinde bir enerji depolanacak ise elimizdeki en iyi ve ekosisteme uygun çözüm hidrojendir .
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
quote:
Global bir tufan iddiasını sadece ülkemizdeki peri bacaları bile çökertmeye yeter ki sayısız örnek var küresel bir tufanın gerçek olamayacağını gösteren.
Ben de global düzeyde bir tufan olmalığını düşünüyorum ,vermiş olduğunuz örnekler çok güzel ve konu hakkında bilgili olduğunuzın da kanıtı dır (sadece yapay zeka bilgisini bana sunup da yazılmadığından emin olmam gerekiyor (şahsınız için söylemiyorum),bu tartışmalarda temel bilgi derinliği için geçerli birşeydir )
Ancak küresel çapta bir olay olabileceğini de göz ardı edemeyiz .
Büyük kanyondaki su baskını veya izleri diyelim ,kademe kademe izler var ve şimdiki okyanuslardan çok uzak bir bölge ,demek ki deniz sınırları değişmiş olmalı .En iyi açıklama buzul devrindeki erime sonrası oluşan göl bölgesinin bir tarafının yıkılarak büyük bir su boşalması olduğudur ,bu su miktarı belki karadenize dolan kadar olabilir belki daha da fazladır
Zelandiya kara parçası şu an sular altında büyük bir kıta büyüklüğündedir .
Meşhur pasifikte yer alan MU kıyası (bir türlü yeri netleşmemiş ama Atatürk'ün bile araştırışmasını istediği yer)
Hindistanın güneyinde sular altında kalmış uygarlık ,kalıntılar bulunmuştur . DwarkaBBC Globalyoutube
Dwarka: Have archaeologists finally found India's sunken kingdom? - BBC REELhttps://www.youtube.com/watch?si=rvB9PozYQ_aSFYvg&v=zTeCw1twHRY&feature=youtu.be
https://www.savaari.com/blog/the-mystery-behind-dwarka-underwater-city/
Japonyanın yakınında sular altında kalmış devasa yapılar .
https://www.newscientist.com/article/mg20427361-500-yonaguni-japan/
Himalayanın tepelerine yakın bulunmuş fosil kalıntıları (ancak spekülasyon da olabilir )
Kayıp Lemurya bölgesi (adam gibi aranmadan böyle bir yer yok diyebiliyorlar )
Antartika yakınlarındaki meşhur nazi araştırmaları ( amerikalılar burayı araştırmış ve ikinci dünya savaşı spnrası üstü kapatılmıştır )
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi vezir -- 30 Aralık 2024; 17:29:29 >
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
Hemen tamamen katılıyorum. GW ve TW düzeyinde batarya depolama olmaz. Güneş panellerinin verimi çok düşük ama güneş bedava ve sonsuz enerji kaynağı olunca panelin veriminin tek sıkıntısı kapladığı alanın artması kalıyor. Dünyanın yıllık elektrik tüketimi 25300 twh. Bu kadar elektrik güneş panellerinden üretilebilir mi? Evet üretilebilir. Güncel bir panel pik zamanda %22 kadar verim sağlayabiliyor diye biliyorum. %20 alsak ve günde 6 saat pik aktif kaldığını varsaysak. 1 m2 panel 200 x 6 x 365 = 438 kwh/gün elektrik üretir. pik aktif olmayan saatleride buna ilave etsek, en kötü senaryoda 1 m2 güncel panel için yıllık 500 kwh üretim elde ederiz. 25300 twh / 500 kwh = 50600 km2 net alana ihtiyaç var. Bunun brütü 2 katı olsa 100 bin km2 panel tüm dünyanın elektriğini karşılıyor. Sadece büyük sahra 9,2 milyon km2. Kabaca Büyük sahranın 100 de biri kadar alanda bile güneşten tüm elektrik ihtiyacımızı karşılıyoruz (hadi baz yükü de hesaba katıp 1/50 diyelim). Ancak sorun bu elektriğin nasıl iletileceği. Böyle global bir santral kurulamayacağına göre lokal güneş santralları kurulmak zorunda. Bu da gece tüketimi için elektriğin depolanmasını zorunlu kılıyor ve bu iş bataryalarla olmaz.
Bu konuda size katılıyorum. Böyle büyük ölçekli depolamalar için muhakkak alternatif çözümlere ihtiyaç var ve hidrojen en kuvvetli aday görünüyor.
Keza periyodik tablo konusundaki uyarınızda da haklısınız. Lityum en hafif elementlerden. daha ağır elementler anotta veya katotta kullanılacaksa hacim başına enerji yoğunluğunu orantısal değil geometrik artırması gerekiyor ki ekstra ağırlığı dengeleyebilsin.
Bu konularda hemfikiriz vezir bey. Benim derdim fosil yakmakla ilgili. Fosil yakmadığımız ve çevreyi aşırı tahrip etmediğimiz her çözüme sıcak bakıyorum. Hidrojen sanırım içlerinde en mantıklısı duruyor.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Torlak Kemal -- 30 Aralık 2024; 17:14:54 >
-
Kesinlikle yapay zeka değil.
Nuh Tufanı - Efsane mi Gerçek mi?..
Lütfen şu linkteki blog yazısını baştan sona okuyun. 2017-2018 yılında ben yazdım. O tarihte yapay zeka yoktu. Aylarca akademik ve dini kaynak okudum ve linkteki blogu kaleme aldım. Okuduklarımın tamammını aktarsaydım bir kitap boyutunu bulacaktı. Onun için kısa tuttum ama buna rağmen 50 sayfa kadar var. Sabredip okursanız, global bir tufanın imkansız olduğunu göreceksiniz. Tabii mucizelere inanmıyorsanız.
Grand kanyon 2017 tarihli blog yazımda etraflıca ele alınmıştı zaten. Bu konudaki cevaplarımı merak ediyorsanız yukarıdaki linkin jeolojik bulgular kısmını okumanızı öneriyorum.
Neden karalarda deniz canlılarının fosilleri var peki? Çok basit. Jeolojiye aşina herkes levha tektoniğine de aşinadır ve bugünkü cari açıklama kıtaların sürekli değiştiğidir.
250 milyon yıl önceki dünya:
250 milyon yıl önceki yekpare kıtaya Pangea diyoruz. Bugün jeolojinin belkemiği olan kıtasal sürüklenme kuramına göre (continental drift theory), Pangeadan bu yana kıtalar nasıl değişmiş, aşağıdaki linkte görülüyor:
The Geological Evolution of Continents » Geology Science
İşte bu yüzden bugün karalarda deniz canlılarının fosillerine rastlıyoruz çünkü bugün kara olan yerlerin önemli bir kısmı eskiden denizdi.
Bu konuda çok şey yazmak istemiyorum çünkü bu konuyu yine bu forumda 2017-2018 yıllarında çok ayrıntılı bir şekilde tartışmıştık ve ben de zaten onun üzerine yukarıda linkini verdiğim blog yazısını yazdım.
Linki tekrar vereyim, içeriği %80 akademik ve teknik, %20 benim yorumumdur. Linki burada tekrar vereyim:
Nuh Tufanı - Efsane mi Gerçek mi?..
Yapay zeka ürünü değildir, içinde meşakkatli bir emek vardır. Lütfen okuyun.
-
Bu konu için henüz suyun kaynağı ile ilgili bilinmeyenler mevcuttur ancak aşağıda verdiğim linkler yaşanmış tufan hakkında bizlere bir ışık tutabilir .quote:
Orijinalden alıntı: Torlak KemalKesinlikle yapay zeka değil.
Nuh Tufanı - Efsane mi Gerçek mi?..
Lütfen şu linkteki blog yazısını baştan sona okuyun. 2017-2018 yılında ben yazdım. O tarihte yapay zeka yoktu. Aylarca akademik ve dini kaynak okudum ve linkteki blogu kaleme aldım. Okuduklarımın tamammını aktarsaydım bir kitap boyutunu bulacaktı. Onun için kısa tuttum ama buna rağmen 50 sayfa kadar var. Sabredip okursanız, global bir tufanın imkansız olduğunu göreceksiniz. Tabii mucizelere inanmıyorsanız.
Grand kanyon 2017 tarihli blog yazımda etraflıca ele alınmıştı zaten. Bu konudaki cevaplarımı merak ediyorsanız yukarıdaki linkin jeolojik bulgular kısmını okumanızı öneriyorum.
Neden karalarda deniz canlılarının fosilleri var peki? Çok basit. Jeolojiye aşina herkes levha tektoniğine de aşinadır ve bugünkü cari açıklama kıtaların sürekli değiştiğidir.
250 milyon yıl önceki dünya:
250 milyon yıl önceki yekpare kıtaya Pangea diyoruz. Bugün jeolojinin belkemiği olan kıtasal sürüklenme kuramına göre (continental drift theory), Pangeadan bu yana kıtalar nasıl değişmiş, aşağıdaki linkte görülüyor:
The Geological Evolution of Continents » Geology Science
İşte bu yüzden bugün karalarda deniz canlılarının fosillerine rastlıyoruz çünkü bugün kara olan yerlerin önemli bir kısmı eskiden denizdi.
Bu konuda çok şey yazmak istemiyorum çünkü bu konuyu yine bu forumda 2017-2018 yıllarında çok ayrıntılı bir şekilde tartışmıştık ve ben de zaten onun üzerine yukarıda linkini verdiğim blog yazısını yazdım.
Linki tekrar vereyim, içeriği %80 akademik ve teknik, %20 benim yorumumdur. Linki burada tekrar vereyim:
Nuh Tufanı - Efsane mi Gerçek mi?..
Yapay zeka ürünü değildir, içinde meşakkatli bir emek vardır. Lütfen okuyun.
deniz bülten
Yerkabuğunun altında devasa büyüklükte bir 'okyanus' keşfedildihttps://www-denizbulten-com.cdn.ampproject.org/v/s/www.denizbulten.com/service/amp/yerkabugunun-altinda-devasa-buyuklukte-bir-okyanus-kesfedildi-52541h.htm?amp_gsa=1&_js_v=a9&usqp=mq331AQIUAKwASCAAgM%3D#amp_tf=%251%24s%20adl%C4%B1%20kaynaktan&aoh=17359270621766&referrer=https%3A%2F%2Fwww.google.com&share=https%3A%2F%2Fwww.denizbulten.com%2Fyerkabugunun-altinda-devasa-buyuklukte-bir-okyanus-kesfedildi-52541h.htm
gazete oksijen
Yer kabuğunun altında yüzeydekinden daha fazla su içeren devasa bir okyanus keşfedildihttps://gazeteoksijen.com/bilim-ve-teknoloji/yer-kabugunun-altinda-yuzeydekinden-daha-fazla-su-iceren-devasa-bir-okyanus-kesfedildi-175894
https://www.earth.com/news/ringwoodite-mineral-confirms-vast-ocean-exists-400-miles-under-earths-crust/
brookhaven national laboratory
New Evidence for Oceans of Water Deep in the Earthhttps://www.bnl.gov/newsroom/news.php?a=111648
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
science dergisinde yayınlanan derinliklerde saklı su kaynağı hakkında makale linki aşağıdadır .Okumak isteyenler için iletiyorum
https://www.science.org/doi/10.1126/science.1253358
https://www.science.org/doi/suppl/10.1126/science.1253358/suppl_file/schmandt.sm.pdf
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi vezir -- 3 Ocak 2025; 21:49:22 >
< Bu ileti Android uygulamasından atıldı >
-
Bu konuyu biliyorum Vezir bey, yeni değil. Blog yazımı yazarken araştırmalarımda karşıma çıkmış ama ciddiye almamıştım. Yaklaşık bir 10 yıldır biliniyor zaten. Ne var ki, yapılan hesap ve verilen rezerv miktarı sadece bir estimasyon. ABD sismik verileri baz alınarak ABD sınırları dahilinde yapılmış bir hesaplamanın dünyaya genelleştirilmesi ile elde edilmiş bir rakam ve o derinlikte sıvı halde bulunmadığı da öngörülüyor. Fiziki olarak bu su tespit edilmiş değil, sismik dalgaların davranışının yorumlanmasıyla ulaşılmış bir sonuç ve %100 kesinlik arz etmiyor henüz.
Öte yandan bu durum Tufan mitolojisini yine gerçek kılmaz. 700 km derinlikte, sıvı halde olmayan ve gerçek miktarı tam olarak bilinemeyen su yeryüzüne nasıl çıktı ve işi bitince 700 km derinliğe nasıl geri döndünün tek açıklaması olabilir: Mucize. İşe zaten mucizeyi katacaksak, 700 km derinlikteki suya da gerek yok. Mucizeyle olmayan suyu yaratabilir ve tekrar işi bitince anında yok edebilirsin. Tufanın bilimsel olarak mümkün olabilmesi için o 700 km derinlikte ve sıvı halde bulunmayan suyun hangi fiziksel mekanizmalarla bir anda yeryüzüne çıktığını ve sonra yine hangi doğal mekanizmalarla nasıl geri döndüğünü açıklayamadığınız sürece Bu suyun size bir yardımı olmaz.
kaldı ki Tufan söylencesinin tek açmazı su değil ki. Tufanda türlerin hayatta kalması biyolojik açıdan mümkün değil ve zaten tufan felsefi açıdan da tutarsız bir söylence.
Belli ki blog yazımı okumamışsınız. Okusaydınız ve biyoloji kısmına kadar gelebilseydiniz. Tufanın asıl açmazının nerede olduğunu görürdünüz.
Bu bahsi daha fazla tartışmak istemiyorum. Global bir tufan olması bilimsel açıdan mümkün değildir. Bundan gerisi tevatürdür ve beni ilgilendirmez. Bence artık bu bahsi kapatalım.
Bu mesaj IP'si ile atılan mesajları ara Bu kullanıcının son IP'si ile atılan mesajları ara Bu mesaj IP'si ile kullanıcı ara Bu kullanıcının son IP'si ile kullanıcı ara
KAPAT X