Şimdi Ara

GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ) (6. sayfa)

Daha Fazla
Bu Konudaki Kullanıcılar: Daha Az
2 Misafir - 2 Masaüstü
5 sn
869
Cevap
188
Favori
139.594
Tıklama
Daha Fazla
İstatistik
  • Konu İstatistikleri Yükleniyor
0 oy
Öne Çıkar
Sayfa: önceki 45678
Sayfaya Git
Git
sonraki
Giriş
Mesaj
  • Sayfadaki fotoğrafları simage olarak ekleseniz daha iyi olurmuş. Sayfa 6-7 dk.'da kendine gelemedi.
  • Gordugum kadari ile adios kartin cok avantaji var. Ben suan yapikredi play kullaniyorum ve cok az world puan geliyor, 900tl harcamaya 3tl word puan vermis. Adios kartin avantajlari ve puan sistemi nasil, su 4yil boyunca baya ucak bileti almam gerekicek

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Manyetizma

    Gordugum kadari ile adios kartin cok avantaji var. Ben suan yapikredi play kullaniyorum ve cok az world puan geliyor, 900tl harcamaya 3tl word puan vermis. Adios kartin avantajlari ve puan sistemi nasil, su 4yil boyunca baya ucak bileti almam gerekicek

    http://forum.donanimhaber.com/m_43479733/mpage_1/f_/key_//tm.htm#43479733

    Konusunu görmemiştiniz sanırım özellikle ilk mesajı incelemenizi tavsiye ederim



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi sahibitanıdık -- 24 Haziran 2012; 1:15:59 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • Tengin78 üstadın yazısı :

    atraksiyonlar için ucuz bilet/giriş satan yerler bulunuyor mu? Benhttp://www.citypass.com/ web sitesini buldum ve burada indirimli biletler satılıyor. Hem fiyat avantajı hem de bekleme zahmetinden kurtarıyor.

    tuana84 ekleme:
    http://www.citypass.com/ burdan alınacak biletlerde adres istiyor malesef ny bir adres vermeniz oraraya biletleri göndereceklerini söylüyorlar
    ben expendia nın actives bölümünden aldım hemen hemen fiyatları aynı barkodlu bilet çıktısı almanız yeterli bizde 6-23 temmuz arası los angeles-las vegas- sandiego-san francisco- ny yapıcaz :) yorucu bir program bEkliyor 3 yaşında bir küçük çocuğumuz var :)
    araba kiralamasını da bu adresten yaptık fiyatları uygun geldi bize
    http://www.hotwire.com/car/results.jsp?startSearchType=N



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi sahibitanıdık -- 30 Haziran 2012; 12:46:52 >
    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >




  • Merhaba arkadaslar, pariste merkeze yakin duzgun ucuz bir otel ariyorum, tavsiyelerinizi bekliyorum
    Şimdiden teşekkürler.
  • Macera Dolu Amerikaaaaa


    En sonunda işlerimden biraz soluk alıp eşimle beraber gerçekleştirdiğimiz Amerika seyahatimize ilişkin birkaç satır bir şeyler yazma fırsatı edindim. Umarım işinize yarar. Önce genel bilgiler verip daha sonra gün gün yaptıklarımızı yazacağım.

    Amerika öncesi açıkçası ödevimi epeyi bir çalıştım. İnternetten epeyi bir araştırma yapıp, forumdaki arkadaşların yardımı ile güzel bir plan oluşturdum. Bir de daha önce Amerika’da bulunan bir arkadaşımın önerisi ile iPad’e Yelp isminde bir uygulama yükledim ki yaptığım en mantıklı şeyin bu olduğunu gördüm. Yelp nedir? Online bir şehir kılavuzudur diyebilirim. Yelp sayesinde nerede yenir, içilir, alışveriş yapılır, neresi gezilir gibi bilgileri sizin benim gibi kullanıcıların yorumları, derecelendirmeleri ve yükledikleri resimler ile seçebiliyorsunuz. Bookmarklarınıza eklediğiniz mekânlara daha sonra ulaşarak planlamanızı en efektif şekilde yönetebiliyorsunuz. İnternetten topladığım bilgiler ve Yelp’de bunları organize etmem ile Amerika’ya gitmeden önce neredeyse tüm planımızı organize ettik. Malum Amerika’ya her yıl gidilemiyor bu yüzden gidince etinden, sütünden yararlanacak şekilde bir program yapmak gerek

    Arkadaşlarım tatil öncesi “yanında hiçbir şey götürme, Amerika çok ucuz, oradan çanta alır doldurur gelirsin” diyorlardı. Bunun ne kadar doğru olduğu tarafımca onaylanmıştır Gıda ve marketler ne kadar pahalıysa giyim ve elektronik o kadar ucuzdu. Burada kapısından girmeye korktuğumuz markalar orada çok makul fiyatlara bulunabiliyordu. Tabi bunun için nereden alışveriş yapacağınızı da bilmeniz gerekiyor. Bu arada gideceğiniz şehirler ile ilgili aktivite paketleri satılıyor citypass ismi altında bunu kontrol etmeyi unutmayın. Müze, şehir gezisi gibi etkinlikleri toplu olarak alarak maliyetleri biraz indirebiliyorsunuz. Metro kullanımınız az olacak ise pay-per-ride yani her bindiğinizde ödemeli kart alabilirsiniz ve her kullanıma 2,25$ ödeyebilirsiniz, tam tersi çok kullanımınız olacaksa 29,00$ karşılığı 7-Day Unlimited Pass alıp kafanız rahat dolaşırsınız (bu arada sanırım bunun fiyatı yarı yarıya indirildi, bir kontrol etmekte fayda var)

    Amerikalılar ile ilgili nedense negatif bir önyargım vardı. Daha bir bireysel ve soğuk bir toplum beklerken inanılmaz sıcak, yardım sever insanlarla karşılaştım. Özellikle NY’tan uzaklaşıp Los Angeles ve San Francisco’ya geçince sokakta sohbet etmeye başladığınız insanlarla neredeyse birkaç yıldır arkadaşmışsınız gibi koyu ve sıcak sohbete girdiğimiz oldu. İnsanlar hep güler yüzlü ve sokakta yürürken göz göze kaldığınız insanlar size gülümseyerek günaydın diyorlar. Tabi bunlar özellikle İstanbul’un keşmekeşi ve hırçınlığı içerisinden çıkan benim için bir de önyargılarımın üzerine inanılmaz güzeldi.

    Bu arada elektronik fiyatları tüm şehirlerde aynı. Çin mahallesi de aynı Best Buy’da. Bu yüzden en güzeli Amazon’dan alışveriş yapıp otelinize kargolatmak. Hem daha ucuza geliyor hem de uğraşmıyorsunuz.

    Neyse bu kadar uzun bir giriş yeter sanırım. Daha fazla sıkmadan sizi seyahatimize geçeyim.

    Tatil planımız aşağıdaki gibi idi;

    30 Haziran – 3 Temmuz New York
    4 Temmuz – 6 Temmuz Las Vegas
    7 Temmuz – 9 Temmuz Los Angeles
    10 Temmuz – 14 Temmuz San Francisco

    NEW YORK NEW YORK

    NY JFK Havaalanı’na Lufthansa ile Frankfurt aktarmalı United Airlines seferi ile saat 12:30 gibi indik. Havaalanında pasaport kontrolleri ve gümrük işlemleri yaklaşık 2,5 saat sürdü. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla Newark Havaalanının yoğunluğu daha az oluyormuş ve bekleme süresi JFK kadar olmuyormuş. Bu yüzden biletini henüz almayan arkadaşlara Newark havaalanını öneririm. Otelimize geçiş için Metroyu kullanmayı tercih ettik. Önce Air Train (2,25$) denilen bir ring metrosuna oradan da çift katlı bir metro (12,00$) ile şehir merkezine yola çıktık. Havaaalanı – Şehir Merkezi yaklaşık 40 dakika sürdü.

    NY planımız çok yoğun olduğu için açıkçası otel bizim için 2. hatta 3. planda idi. Bir yandan da açıkçası gece metroyu kullanmayı tercih etmediğimiz için şehir merkezine uzak bir köşeye gitmek istemedik. Otel tercihimiz Times Square’e yakın olması idi. Bu doğrultuda Manhattan’da bulduğumuz Hotel Pennsylvania’da kaldık. Buranın güzelliği metrodan Penn Station’da indikten sonra 2 dakika ve aynı zamanda Times Square’e en fazla 10 dakika yürüme mesafesinde olması idi.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Otele geldiğimizde uzun bir check-in sırası vardı ve en nihayetinde saat 17:00’e doğru odamıza girip eşyalarımızı atabildik. Otelin konforu ve temizliğine gelecek olursak; bugüne kadar kaldığım en rahatsız yer, üniversitede büyük bir grup ile beraber İl İzcilik Müdürlüğü’nün çadırlarını ödünç alarak yaptığımız tur idi sanırım. Pennslyvania'da bundan bir sonraki durak olur Hmm biraz fazla abarttım sanırım. Ancak NY’ta her gün sabah 09:00 gibi otelden çıkıp gece 01:00’lere kadar yürüyüp yiyip içip gelip kendinden geçercesine bayılınca otelin önemi, rahatı konforu hiçbir anlam ifade etmiyor Bu yüzden tekrar gitme şansım olsa yine aynı oteli tercih ederdim.

    Hotel Pennsylvania:

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Otel Odamızdan Empire Sate Building:

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Otele eşyalarımızı attığımız gibi, pencereden şöyle bir dışarı baktık ve odamızın hemen karşısında endamıyla salınan Empire State binası ile göz göze kaldık. Tadını daha sonra çıkarmak vaadiyle bavulları açmadan hemen sokağa attık kendimizi. Şehir turumuza otelimizin hemen karşısında olan boks, buz hokeyi, basketbol gibi birçok spor müsabakasına ev sahipliği yapan dünyanın en büyük arenası Madison Square Garden ile başlamak istedik. Ancak maalesef renevasyon nedeni ile uzun bir süre kapalı olacağını öğrendik, kapısından iki resim çekip yolumuza devam ettik.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Yolumuz üzerinde turistik sightseeing ile çok alakası olmayıp tamamen benim özel ilgim olan Midtown Comics isminde bir çizgi romancıya girdik. Buradan sonra ise eşimin ilgisini tabi sokağın hemen karşısında yer alan devasa Macy’s ve H&M çekti ve alışveriş perisinin büyüsüne kapılmadan içeride az zaman geçirip kaçmayı başardık. Bu ara duraklardan sonra ise soluğu, ilerleyen dakikalarda kendimizi kaybedeceğimiz 42.cadde üzerinde Broadway ve 7. sokağın kesiştiği, şehrin kalbinde Times Square'de aldık.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Okuduğuma göre bu ünlü meydan adını, The New York Times gazetesinin bir yılbaşında meydanda bulunan yeni binasına geçmesi ile buradan almış. Meydan, binalardaki dev ekranlardan gelen reklamlar, film kesitleri, Showlar ile resmen bir ışık ve renk cümbüşü idi. Kendimi, ışığa giden sinekler gibi hissettim resmen. Meydan’ın nasıl bir çekim gücü var anlatamam size. Her ne kadar filmlerde yüzlerce kez gördüysek de bu alanı, ortasında olup hayran hayran etrafa bakmak bambaşka bir duygu. Çıkardık hemen fotoğraf makinamızı yanar döner ne varsa karelere sığdırmaya başladık. Meydan’da önünde kocaman bir gitar ile duran Hard Rock Cafe, binbir renkte, büyüklükte, çeşitte çikolatanın diyarı olan 2 katlı M&M ve Hershey's, gibi görülmeye değer bir sürü yer var.

    Hard Rock Cafe:

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Bubba Gump - Karides Severlere:

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Çikolata Aşıklarına Hershey's den Gelsin:

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Tabi bir sürü de insan; çizgi filmlerden kaçmış gibi giyinmiş Batman’ler, Superman’ler ya da altında sadece beyaz bir iç çamaşırı ve elde gitar ile dolaşan Naked Cowboy’lar… Hepsi 3 dolar karşılığı ilgilenenlerle resim çektiriyor. Herkes bu büyülü alanda bir yolunu bulmuş anlayacağınız.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Bu kadar güzel yer arasında gönlümüzü çalan bir yer var ki onun yeri bambaşka;Junior's. Buranın yemekleri güzel ama özellikle cheesecakeleri kesinlikle denemeye değer. Yelp sayesinde keşfettiğimiz cevherlerden biri. Bu kadar yol yorgunluğu üzerine saat 01:00 gibi otele dönüp resmen bayıldık.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Cennetten bir parça.....

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    NY’daki 2. günümüze saat 08:30’da Metro Penn İstasyonu altında bulunan Au Bon Pain’de kahvaltı ile başladık. Güzel bir kahvaltıyı özleyeceksiniz, bu yüzden çorba, Fransız ekmeği ve croissant bulmak için güzel bir nokta diyebilirim. Gezimize ise American Museum of Natural History ile başladık. Müze, devasa ve heybetli girişi ile sizi selamlıyor. Göreceklerinizin boyutunu daha kapıda size hissettiriyor… Buraya girdikten sonra “burası müze ise bizimkiler ne, bizimkiler müze ise bu ne…” demekten kendini alamıyor insan. Bu müze bilim ve doğa müzesi olup, içerisinde meteorlardan ilk insanlara, deniz hayatından dünyanın dört bir yanındaki eski uygarlıklara kadar birçok hol bulunmakta. Önce citypass ile bize ücretsiz verilen Rose Center’da yer alan Hayden Planetarium dome’da (http://www.amnh.org/rose/spaceshow/journey/?src=e_h) Whoopie Goldberg’in seslendirmesiyle içerisinde evrenin nasıl oluştuğu, yıldızlar, gezegenler ve güneş üzerine güzel bir göz ziyafeti çektik. Arkasından dar zamanımızın da elverdiği kadarıyla 3 saat boyunca hayranlık içinde 4 katlı müzeyi tavaf ettik. İnanın burayı size ne kadar anlatmaya kalksam boşuna çaba sarf etmiş olurum, çünkü burayı görmek, tecrübe etmek gerekir.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Meteor İle Buluşma

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    AMNH durağımızdan sonra, müzenin hemen yanında bulunan, yılda 25 milyon ziyaretçinin geldiği Central Park’a (http://www.centralpark.com/) geçtik. Koskoca şehrin ortasında 500.000 ağaçtan, içerisinde göletlerden, koşu ve bisiklet parkurlarından oluşan muazzam bir park… Burası parktan ziyade adeta bir orman… Burada gezinizi ister yürüyerek, ister fayton, ister pedicab, ister bisiklet ile yapabilirsiniz. Buranın içerisinde gezmeye değer yerler Belvedere Castle, Conservatory Garden, Great Lawn, Shakespeare in The Park… Şehrin göbeğindeki bu doğa güzelliğinin içerisinde sincapları besleyebilir, çimlere uzanabilir, gölette kürek çekebilir, bir köşede Küba’lıların müziği eşliğinde oynayabilirsiniz… Gerçekten çok neşeli ve güzel bir yer.

    Belvedere Castle:

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Central Park'tan Bir Arkadaş

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Köprü Altında Müzik

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    3. durağımız ise Central Park’ın doğu yakasında bulunan The Metropolitan Museum of Art (http://www.metmuseum.org/) oldu. Burası da yine dünyanın en büyük müzelerinden biri ve içerisinde Mısır, Roma, Ortaçağ Sanatı vs. oluşan, 19 farklı departmanda 2 milyondan fazla eser bulunmakta. Bunların içerisinde Türk kolleksiyonu olan ve Koç tarafından bağışlanmış bir alanda bulunmakta. Her kıtanın, yeni ve eski kültürlerin sanat eserleri bulunmakta. Girişte citypass’imizi gösterdik ve klasik bir kâğıt bilet beklerken mavi renkte birer metal verdiler. Bunları yakamıza taktık ve başladık dolaşmaya. Beni en fazla etkileyen bölüm devasa mısır bölümü ile hayran kaldığım Rembrant, Velazquez, Caravaggio, Van Gogh, Monet, Michelangelo gibi dünyaca ünlü ressamların tabloları idi. Özellikle burası için 3 saat maalesef yetersiz ama buranın da üstünden bir köpüğünü alıp çıktık.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Buradan sonra daha günümüz uzun olduğu ve vakit kaybetmek istemediğimiz için hemen müzenin önünde bulunan sosisli arabalarından birer sosisli aldık ve koştur koştur gezimize devam ettik

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Daha sonra biraz daha aşağı inerek günün ikinci yarısının geçeceği Midtown central bölgesine indik. Burada neo-gothik görüntüsü ile 135 yıllık St. Patrick’s Cathedral inanılmaz güzel görüntüsü ile gökdelenlerin arasında ben buradayım diyordu. Devasa sütunları, görkemli kuleleri, vitrayları, içerisinde yer alan resimler ve heykeller… Özellikle gökyüzünden bir resmini görmüştüm ve hayran kalmıştım. Biz gittiğimizde restorasyonu devam eden bu şaheser gerçekten görülmeye değer bir yer.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Kapısından dışarı çıktığınızda NY’un simgelerinden biri haline gelen, dünyayı simgeleyen bir küreyi omzunda taşıyan Yunan mitolojik devi Atlas Heykeli ile karşılaşıyorsunuz. Özellikle NY’un birçok köşesinde bu tarz Art Deco yapılarla, resimlerle karşılaşmanız mümkün.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Buradan hemen ileride bulunan ve Manhattan’ın tam göbeğinde yer alan Rockefeller Center binasına geçtik. Burası tek bir binadan ziyade 19 binadan oluşan bir alan öğrendiğimize göre. 70 katlı binanın içinde alışveriş merkezleri, yemek alanları ve iş merkezleri var.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    En üst katında ise panoramik görüntü için gözlem katı. Burada hava kararmadan, güneşin batışını yakalamak için 19:00 gibi Top Of The Rock olarak tabir edilen Gözlem katına çıktık. Burada şehri 360 derece görebiliyorsunuz. O koca şehrin içinde Central Park’ın ne kadar devasa, organize, yeşil ve güzel olduğunu gerçek boyutları ile görüyorsunuz.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Buradan ise koştur koştur 10 dakika uzaklıkta Broadway’de bulunan Marquis Theatre’a Ricky Martin’in de yer aldığı Evita şovu için gittik. NY’a gidip Broadway şovunu izlememek kesinlikle olmaz. Salonda biz ne kadar pespaye, koşuşturmaktan yorgun bitap isek içeride insanlar bir o kadar şıktı. Danslar, müzik, ışık, müzikal gerçekten çok keyifliydi. Birden küçükken TRT’de bolca izlediğim müzikaller geldi aklıma. Şiddetle tavsiye ederim. Ancak bu bizim biraz acemiliğimize geldi. Bilet almak için TKTS isminde bir gönüllü organizasyon var, indirimli biletler satıyorlar. Bunları takip edip daha makul fiyata bilet alınabiliyormuş. Bunun iphone uygulaması da var bu arada.

    Amerika'ya gitmişken ünlü görmedik, resim çekmedik dememek için Evita sonrası biraz bekleme ile Ricky Martin'i de yakaladık;

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Hazır Times Square’in dibindeyken biraz daha buralarda dolandık. Amerika’ya gelirken bol bol deniz ürünü yemeye söz verdim kendime. Istakoz, yengeç gibi ürünler biz de biraz pahalıya geliyor. Amerika’da ise çok daha uygun fiyatlara yiyebiliyorsunuz. Bunun için otelimize dönmeden, daha önce gözümüze kestirdiğimiz Times Square’de http://www.bubbagump.com/locations/new-york-city/ uğramadan geçmiyoruz. Burası gerçek bir hazine. Burada neredeyse her şeyin içinde karides var. Tam bir cennet benim için Buradan sonra az da olsa yediklerimizi eritme umuduyla yürüyerek otelimize geçtik, tabi saat 02:00 gibiydi kendimizi otelimize zor attık

    NY’ta 3. günümüz ve biz yine maksimum faydayı çıkarmak adına sabahın 09:00’unda düştük yollara. Bu sefer kıbleyi Güney’e aşağı Manhattan’a (Böyle yazınca da çok Türkleştirdik gibi oldu ) çevirdik ve soluğu bir metro yolculuğu ile SoHo yakınında aldık. Önce Balthazar Bakery’de hafif bir kahvaltı ile midemizi şenlendirdik. Erken gitmenizi tavsiye ederim nitekim çok sıra oluyor. Biraz pahalı bir yer ama inanın değer Daha sonra gezimize başladık. SoHo, ismini South of Houston (Houston’ın Güneyi)’dan almaktadır. Burası bir nevi İstanbul’un Nişantaşı. Şehirdeki birçok artist, galeri, ünlü markalar buraya yerleşmiş. Buranın diğer bir özelliği ise, filmlerde gördüğümüz yanından demir yangın merdiveni çıkan binaların hep burada olması. Aynı zamanda dökme demir de mimaride yerini almış. The E.V.Haughwout Binası bunun örneklerinden. Burada dolaşmanız çok fazla zamanınızı almıyor.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Hemen Doğu’ya devam ederek Little Italy’e geçtik. Burası maalesef Çin mahallesinin hızla büyümesi ile daralmış ve çok küçük bir bölge olarak kalmış. Tiny (Minik) Italy demek daha doğru sanırım. Burada küçük bir geziden sonra soluğumuzu daha önce planladığımız Lombardi's İtalyan pizzacısında aldık. Burası Little Italy’e yolu düşenlerin vazgeçilmez durağıdır sanırım. Biz oradayken yemek turu düzenleyen bir grup içeri geldi ve burasının tarihi, yemekleri vs epeyi bir zaman geçirdiler. O grubu görünce yemek tercihlerimizin ne kadar da doğru olduğunu bir kez daha görmüş olduk Bu arada söyleme gerek var mı bilmiyorum ama benim için gezmek ne kadar önemliyse yemekte bir o kadar önemli. Farklı tatlara her zaman açığım.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    Buradan sonra ise NY’ta tek keşke gitmeseydim dediğimiz China Town'a devam ettik. Buraya çok büyük umutlarla girdik, Çin kültürünün bir şekilde yansıtıldığı sokakları, binaları görmeyi umuyorduk ama tek görebildiğimiz NY’un o güzel tertemiz sokakları arasında (sokaklar inanılmaz temiz ve düzenli gerçekten, bal dök yala resmen) kendisini pisliğe, ağır kokulara, insan yığınına, düzensizliğe bırakmış bir bölge… Israrla içerilerine doğru girmemize rağmen karakteristik tek bir yer göremedik ve burada geçen zamana yandık. Bilemiyorum biz mi bir yerleri kaçırdık…

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    China Town’a kadar gelmişken NY’un simgelerinden biri haline gelen Gotik tarzında inşa edilen Brooklyn köprüsüne uğramamak olmaz tabi. Zamanımız günün diğer yarısının yoğunluğu nedeniyle burası için çok kısıtlıydı ve şöyle bir yaya olarak 10 dk yürüyüp geri döndük, gitmedik – görmedik demeyelim . Köprü gerçekten çok estetik ve NY’un simgelerinden biri olmayı hakkediyor. Köprü 1883’te kullanıma açılmış ve döneminin en uzun asma köprüsü ünvanını almış. Bu arada aklınızda bulunsun köprü üzerinde resim çekmek yasak. Bunu da kurulu kameralarla kontrol ediyorlarmış. Sanırım 9/11 sonrası alınan bir güvenlik tedbiri.

    Citypass ile gelen 2 saatlik tekne turumuza yetişmek için metro + bolca yürüme ikilemesi ile 12th Avenue bölgesine geldik. Burada bol espri patlatan kaptan/kılavuzumuz’un anlatımı eşliğinde yavaşça limandan ayrılıyoruz. Limandan uzaklaştıkça NY’un gökdelenlerle çevrili silueti karşısında büyülenmemek imkânsız. Ana kara gökdelenlere teslim olmuş, Brooklyn bölgesi ise eski sanayi binalarına. Sırasıyla Ellis Island ve Özgürlük Anıtı’nın çevresinde dolanıyoruz. Dünyanın en çok tanınan heykeli olan Özgürlük Anıtı uzaktan yaklaştıkça beklediğimiz ihtişamının yanına yaklaşamıyor. Sanırım filmlerde epeyi bir büyütmüşüz İlgimi çeken bir alıntıyı paylaşayım sizinle;

    “Bu anıtın yapılmasında Osmanlı Devleti’nin payı olduğunu öğrendiğimizde biraz daha şaşırıyoruz. Osmanlı Devleti Süveyş Kanalı girişine koymak üzere Fransız heykeltıraşa sipariş ettirdiği bu heykelin ücretini peşin olarak ödedikten sonra Mısır’da karışıklık çıkmasın diyerek dikmekten vazgeçmiş. Fransız heykeltıraş tamamladığı heykeli depoya kaldırdıktan sonra Fransa Devleti’nin ABD’ye kuruluşunun 100.yılında hediye edecek bir tasarım istemesi üzerine üzerinde değişiklik yapılarak ABD’ye götürülmüş. Dünyanın birçok bölgesinde kopyaları bulunan anıt UNESCO miras listesindeki yerini koruyor”

    Köprülerin altından geçerken gerçekten ne kadar estetik sahibi olduklarını bir kez daha görüyorsunuz. Bu şekilde NY’u farklı bir açıdan görüp limanımıza geri dönüyoruz.

     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


     GEZI REHBERI (TUM DUNYA GEZI YAZILARINIZ-SEYAHAT IPUCLARINIZ)


    2 saat dinlenmek yeter tabi, tekrar başladık koşuşturmaya. Sıra geldi atladığımız duraklara. 42. sokak üzerinde bulunan Grand Central Terminal'i ile yolumuza devam ediyoruz. Burası devasa bir metro durağı diyebilirim. Kocaman bir holü var ve gişelerdeki mimari eski dönemleri yansıtıyor. Kesinlikle görmeye değer. Birçok farklı kapıdan NY’un dört bir yanına kalkan metrolar burada toplanıyor. İçerisinde Apple’ın büyük bir mağazası mevcut. Kedinin ciğere baktığı gibi buradaki Apple’lara baktım bol bol. Amerika’nın maliyetleri üst üste bu kadar çok olmasa herhalde her modelden birer tane kapmıştım o an

    Bina gezilerimize kaldığımız yerden Chrysler Binası ile devam ediyoruz. Bu bina da şehrin bütünü ile uyum sağlayarak Art Deco tarzı ile gökleri yarıyor. 11 ay boyunca dünyanın en büyük binası olmanın keyfini çıkardıktan sonra sırayı Empire State binasına ondan sonra da artık aramızda olmayan Dünya Ticaret Merkezi’ne bırakıyor. Binaya, Chrysler’in otomobil modellerinden esinlenerek, modern ve zamanının makine tasarımı yansıtılmış. 61. kattaki kartal başları (Batman ve türevi filmlerde çok görürüz ) ve paslanmaz çelik kaplı zirvesi ile binayı tüm diğer binalardan farklı kılıyor.

    NY’un baş gözdesini otelimizin hemen dibindeki Empire State Binası’nı (www.esbnyc.com) sona bırakıyoruz. Ne de olsa assolistler en son çıkar 1932 yılından İkiz kulelerin tamamlandığı 1972 yılına kadar geçen süre içinde 443 metre ile NY’un semalarının en yüksek binası olmuş, aynı zamanda tamamlanmasına kadar geçen süre boyunca dünya'nın en yüksek binası olma özelliğini taşıyan Chrysler binasının bu ünvanını elinden almış. Bina girişinde duvarlarda yer alan panelleri gökdelenin nasıl yapıldığını anlatan resimler ve yazılar süslüyor. Binada tamı tamına 73 asansör varmış. En sonunda sıra bize geliyor ve uzun bir bekleyişin ardından 86. kata çıkıyoruz. Bu çelik yapının balkonundan, Top of The Rock’a göre farklı bir açı ile tüm şehri izleyebilirsiniz. Manhattan’dan Queens’e, oradan New Jersey’e koca bir şehir tüm ihtişamı ile ayaklarınızın altında. Uzaklardan Özgürlük Anıtı minicik kalmış bize el sallıyor. Biz oradayken bir sürü havai fişek patladı şehrin farklı köşelerinde. Gerçekten muazzam bir manzara. Gökdelenleri, insanları, köprüleri bir nefeste içinize çekiyorsunuz buradan… NY boşuna lakabını bu binadan almamış.

    Son gün sabah otelden çıkışımızı yapıp eşyalarımızı otel valiz odasına emanete bırakıyoruz. Uçağımız biraz erkendi. Bu yüzden daha listemizde “Gezildi” olarak işaretleyemediğimiz birçok yer arasından önce Museum of Modern Art:MoMA'a geçtik. Diğer devasa iki müzeye nispeten biraz daha mütevazi ölçülere sahip bir müze. İçerisinde contemporary arts alanı açıkçası çok fazla ilgimi çekmedi. Hızlıca 5. kata ışınlanıp Salvadore Dali, Frida Kahlo, Claude Monet… devam ediyoruz. Türkiye’de iken hep “daha sonra gideriz” dediğimiz sergilerin acısını NY’da çıkarmış olduk.
    Otelimize dönerken yolumuzun üstünde son olarak St. Thomas kilisesine uğruyoruz. Din aşkı ile yapılan bu güzel kiliseyi de arkamızda bırakıp önce otel sonra da metro ile Newark havaalanına geçiyoruz.

    Bu kadar güzellik arasında birçok evsizle de karşılaşacağınızı hatırlatmam gerek. Ancak bizim buradaki gibi bir dilenci kültürü yok. Uzaktan size bakmakla ve para vermenizi ummakla yetiniyorlar. Hayat güzel olduğu kadar pahalı. Yemek, alışveriş el yakacak cinsten. Bu yüzden başka duraklarınız varsa alışverişi oralara saklayın derim. Keza Woodbury Common Outlet’e servis kalkıyor her yerden ama yine de hem zaman kısıtı hem de genel hayat pahalılığı yerine alışverişten (hediyelikler hariç) NY’da uzak durduk.

    Planımızda olup yapamadıklarımız ise; Guggenheim müzesi (bir o müze eksik kaldı ), Wall Street’te boğaya binmek , Ground Zero, Brooklyn’i Keşfetmek (Ne de olsa NY sadece Manhattan’dan ibaret değil), Amerikan filmlerinin çoğunda ben buradayım diyen V şeklindeki Flatiron Binası’nı görmek. Artık bunlar da kısmetse bir dahaki sefere.

    3 gün boyunca gökdelenlere bakmaktan başımız döndü, ayaklarımız isyan edip arkasına dönüp kaçmadan önce NY’u arkamızda bırakıp Las Vegas’a yolculuğumuza başlıyoruz…

    Las Vegas’ta Yaşanan Las Vegas’ta Kalır…
    Kumar ve Günah Şehri…


    LV göklerine gece 11 civarlarında geldik, daha göklerde iken Luxor’dan çıkan ve göğü yaran ışık huzmesi, şehrin her yerinde cıvıl cıvıl ışıklar… Daha havadayken büyülenmeye başlıyorsunuz. Havaalanına indik ve bizi iner inmez ilk karşılayanlar kollu makineler oldu. Şehirde nereye adımınızı atsanız mutlaka birkaç makine görüyorsunuz…

    LV, Mojave çölünün ortasında ışıltıların hiç sönmediği, her an dinamik bir vaha gibi. Çocuklar için Disneyland ne ise, bizim için de LV odur sanırım. Sadece 5 kilometrelik bir caddeye temalı otelleri ile tüm dünyayı sığdırmışlar.

    Bir yerde okuduğum kadarıyla Las Vegas çayır anlamına geliyormuş. 1800’lü yıllarda yolcuların su ve yiyecek ihtiyacını karşılayan bir ara durakmış. 1930’larda büyük bir proje olan Hoover barajının inşa edilmesiyle şehir bir dönüm noktasına gelmiş. Mafyanın da çalışmalarıyla Nevada eyaletinde kumar resmi hale gelmiş. 1941’de ilk büyük kumarhane El Rancho’nun açılmasıyla 1960’lara kadar ‘Günahlar Şehri’ olarak tarihte iz bırakmış. Daha sonra mafyaya karşı yapılan operasyonlarla burası bugün yılda ortalama 40 milyon turistin ziyaret ettiği bir turizm cenneti haline getirilmiş.

    Şehir sizi kumarın kollarına bırakmak itmek için her şey yapıyor adeta. Kumarhaneler tamamen sizi dış dünyayı unutmaya yönelik tasarlanmış;

    Otellerin lobilerinde oturacak yer yok… Ne gerek var, git devasa kumarhanelerde makinelerin başına otur…

    Havuzlarda şemsiye yok, yanıyorsun… Ne gerek var, git makine başında güneşten kaç…

    Kumarhanelerde pencere yok… Ne gerek var, zaman kavramını kazanmaya…

    Otellerde saat yok… Soruyorsun saati… Kumar oynamak için tam zamanı deniyor…

    Adeta bütün yollar kumarhanelere çıkıyor…

    Kibar bir şekilde Oyun Salonu denilen bu Casinolarda kazanmak zor değil… Eğer Casino sahibi iseniz…

    Bir araştırmaya göre turistlerin %85’i buraya kumar için geliyormuş. Tabi biz etimiz ve budumuz itibariyle bu çoğunluğa giremedik. Ama ufak bir miktar sponsorluk yaptık tabi kumarhanelere Geriye kalan azınlık gibi şehrin şov ve alışverişlerinden yararlandık diyebilirim.

    Bu arada ara bilgi vereyim burada oteller gerçekten çok ucuz. Biz iki kişilik odada 60$ gibi bir tutara kalmıştık. Oteller genelde kumarhaneler, şovlar ve otel içi harcamalardan paranın gözüne vuruyorlar. Turist başı ortalama günlük 665$ gibi bir harcamadan söz ediliyor.

    LV’da 2 farklı bölge bulunuyor; biri The Strip denilen ve şehrin kalbi sayılan LV Bulvarı, diğeri ise Downtown yani eski LV. Her ikisinde de boy boy oteller var ancak The Strip daha yeni ve daha şaşalı otellerin olduğu ve kalmayı tercih edeceğiniz bölge. The Strip üzerinde gezerken kendinizi resmen 80 günde devr-i alem filminde gibi hissediyorsunuz… Burada otellerin çoğu belli bir tema üzerine inşa edilmiş. Bir yanda Eiffel Kulesi ile Paris LV Otel, diğer yanda Özgürlük Heykeli ile süzülen New York Oteli, bir başka yanda içinden firavunlar fırlayacakmış gibi duran Luxor ve diğerleri… Bu şehir gece yanan milyonlarca ışığı ile ne kadar ışıltılı, rüyalar şehri ise, sabah kalktığınızda da bir o kadar sönük, cılız, terk edilmiş…

    Şehirde, elliden fazla kilisede her sene yüz binden fazla çift evleniyormuş. Kiliselerle birlikte otellerin çoğunda Wedding Chapel denilen evlilik kiliseleri var. Oteller gibi evliliklerde temalı; Elvis’in Düğünü teması ile damada Elvis kıyafeti ve peruğu takılarak, nikah memurunun elde mikrofon “Love me tender” şarkısını söylemesi ile nikah gerçekleşiyor. Keza biz buna şahit olmadık, sadece okuduklarımızdan öğrendiğimiz bir ayrıntı.

    İlk gecemiz otele saat 12 gibi varmamız ile birlikte sadece kaldığımız Paris Las Vegas’ı gezmek ve biraz da sokakta oyalanmakla geçiyor. Otelin önünde kocaman bir balon ve Eiffel kulesi karşınıza çıkıyor. Otelin içi ise tamamen Fransa teması ile yapılmış. Otelin içi, kumarhaneden kalan alanda sokak gibi dizayn edilmiş… Sokakta, gökyüzü şeklinde boyanmış tavanların altında, Arnavut kaldırımı üzerinde yürüyorsunuz. Sağınızda solunuzda geçtiğiniz tüm cafeler, kuyumcular, restaurantlar, ve diğer mağazalar hepsi Fransız teması ile yapılmış… Otelin içini tavaf ettikten sonra kendimizi sokağa attık. Sokak cıvıl cıvıl, ellerinde alkol gencinden yaşlısına binlerce insan var sokakta. Hollywood’da rastladığımız ünlü kılığına girmiş 3$’a resim çektirenlerde epeyi var burada. Söylemem gerekir ki özellikle seksi polis kılığına girmiş iki hatun kişilik epeyi bir rağbet görüyordu Buradan otelimizin hemen karşısında ki Hotel Bellagio’nun önünde 6 milyon litre su bulunan havuzda (buraya göl demek daha doğru olur aslında sanırım) Celine Dion eşliğinde su ve ışık şovunu izledik. Böylece kısa da olsa ilk günümüzü tamamladık ve ertesi güne enerji toplamak için odamıza çekildik.

    İkinci günümüzde otelin önünde ne yapsak diye düşünürken, insanların hemen önümüzde bulunan otobüs durağından bir outlet merkezine gittiğini öğrenince, planlarımızda olmayan bir şekilde kendimizi sabah 11:00 gibi North Premier Outlet Center’da bulduk. LV’ın Kuzey ve Güney çıkışında olduğunu öğrendik bu alışveriş merkezinin. Otobüs ile yaklaşık 15 dk yolculuktan sonra kendimizi alışverişin kollarına bıraktık. Burası, bilenler için, İstanbul’daki Viaport formatında bir alışveriş merkezi. Tek katlı mağazalardan oluşuyor. İçinde Armani’den, Calvin Klein’a, Lacoste’dan, Burberry’e bir çok markayı bulmak mümkün. Biz Amerika’ya gelmeden önce arkadaşlarımızın kullandığı fix bir cümle vardı: “Yanınızda bavul dahi götürmeyin, orada alır içini doldurur, gelirsiniz…” Sırf arkadaşlarımızın yüzünü kara çıkarmamak için bu cümlenin hakkını verdik burada Kıyafetler gerçekten çok ucuz. Türkiye’de kapısına yaklaşmadığımız markalardan 3’er 5’er alışverişe başladık. Derken elimizdekileri artık taşıyamayacak boyuta gelince kendimizi Samsonite’dan bir çanta alırken bulduk. Arkadaşlar, bu alışveriş merkezinden Amerika’nın dört bir yanında var. Kesinlikle alışverişinizi buraya saklayın. Pişman olacağınız tek bir şey varsa “Keşke kredi kartına biraz daha girseydim de şunu da alsaydım” olacaktır. Dönünce kredi kartı borçları acı bir gerçek gibi vuruyor yüzünüze ama aldıklarınızı yıllarca giyeceğinizi ve bu fiyata asla bulamayacağınızı düşününce sırf alışveriş için dahi Amerika’ya gidilir diyorum… Arada yemek molası da vererek tam 10 saatimizi burada geçirdik… Hiç planda olmayan bu durak zaten kısa olan LV planımızın 1 gününü yedi. Neyse otele dönüp eşyaları bıraktıktan sonra elimize Smirnoff ice’larımızı alıp attık kendimizi tekrar sokağa. Sıra otel gezmelerine gelmişti…

    Otelimizin hemen karşısındaki İtalyan tarzında inşa edilmiş Bellagio Oteli’ne geçtik hemen. Muhteşem havuzun önünde, arkada ışık ve su gösterisi sırasında bir çift evleniyordu. Yanında nedimeler ve sağdıçlar, gerçekten romantik bir görüntü oluşturuyordu. Otelin içi inanılmaz büyük ve ihtişamlı idi. Murano camlarını bilen bilir, ne kadar güzel ve ne kadar pahalı olduğunu. İşte bir resepsiyon düşünün, tavanı tamamen Murano camları ile süslenmiş… İnternette değerinin 10 milyon $ olduğunu okudum. Buraya hayran kalırken içeride ki bahçesini görünce hayranlığım biraz daha arttı. Aslında buraya sera demek daha doğru olur. Burada ki bitkiler her aya sezonuna göre değiştiriliyormuş ve bakımı 250.000$ civarında imiş. Otel o kadar şaşalı ki içinde Monet’in eserlerinin de olduğu, değeri 350 milyon $ civarında eserlere evsahipliği yapan bir müzesi dahi var. Bu arada Oceans’s Eleven ve Twelve filmlerinin de burada çevrildiğini öğreniyoruz.

    Buradan turumuza Ceasar’s Palace (Sezar’ın Sarayı) ile devam ediyoruz. Bellagio çok güzeldi derken Eski Roma aşığı olan ben buranın devasallığı ve güzelliği içinde kendimi kaybediyorum. Girişin kocaman sütunlarla sizi selamlıyor adeta. İçeride her şey o kadar Roma’lı ki sanki siz oraya ait değilmişsiniz gibi… İçerisi tahmin edebileceğiniz gibi Eski Roma sokakları temasında. İçeride bir çok Roma’lı büstü var. İçinde Forum Shops isminde ki alışveriş merkezinde dokunanı yakan cinsden dünyanın en ünlü mağazaları var. İçindeki restaurantlar ise öyle güzel kokular saçıyor ki insan hepsine girmek istiyor. Noodle hastası olan eşim sayesinde kendimizi Bejing Noodle’da bulduk. En sonunda oturmanın ve karnımızı doyurmanın verdiği rahatlama ile buradan kendimizi tekrar sokaklara attık. Ancak dermanımız kalmadığı ve saatin de iyice geç olması nedeniyle artık otelimizin olunu tuttuk.

    Üçüncü günümüzde asıl planda Büyük Kanyon vardı ancak ilk günümüzü alışverişe harcayınca bu planı atlamak zorunda kaldık maalesef. Güne hafif başlayarak önce otelin havuzuna geçtik. Havuz kalabalık ve bizim alışık olduğumuz temizlikte değildi. İnsanlar genelde ellerinde alkol havuzun bir köşesinde relax moda sohbet ediyordu. Bu yüzden sadece güneşlenmek ve serinlemek için dalıp çıkmak için idealdi ancak. Buradan sonra uzun bir yürüyüş olacak olan şehir turumuza bir önceki gün kaldığımız yerden devam ettik. Önce otelimizin yanında ki Planet Hollywood’a geçtik. Burada Starbucks’da geç kalmış bir kahvaltı. Ardından otelleri devam etmek için yürürken 2 katlı Coca-Cola mağazasına girdik. Burada gelmiş geçmiş tüm aksesuarları, eski ve yeni renkleri ile kıyafetleri bulmak mümkün. Üst katında ise Coca-Cola’nın çıkardığı 12 farklı ürünü bir tepside şatlar halinde alıp denemek mümkün. Tabi bu da ücretsiz değil. Buradan anı olarak birer parça bir şey aldık ama çocuğunuzla girerseniz bu rengarenk mağazanın herhalde yarısını yanınıza almanız gerekir
    Daha sonra yolumuzun üzerinde sırasıyla Mandarin Oriental ve Monte Carlo’yu geçerek New York New York Otel’e ulaştık. Bu arada New York’un Frank Sinatra’nın şarkısındaki gibi iki defa söylenmesine hep takılmışımdır. Otelin farklı kılan her şeyden önce otelin çevresinden dolaşan ve içinden geçen roller coaster. Çevresinde veya içinde dolaşırken aniden başınızın üzerinden, içinde bağırışlarla bir roller coaster geçebiliyor Binanın hemen önünde Özgürlük Heykeli, New York’tan sizi takip etmiş, elinde meşale ile sizi karşılıyor. Otel’in içi de New York sokakları gibi inşa edilmiş. Şehrin bir kopyasını taşımışlar resmen. New York’a ait önemli ayrıntıların hepsi buraya gömülmüş. Buranın hemen karşısında ise kapısında dev aslan Metro Goldwyn Mayer’in sembolü ile film şirketi MGM’in oteli var. Buradan NY NY’un yanındaki Hotel Excalibur’a geçtik. Girişte sizi şövalyeler karşılamasını bekliyorsunuz. Masallar diyarından kaçmış gelmiş bir kale. Kuleleri ile önünüze seriliyor. En çok beğendiğim otellerden birisi burası idi açıkçası. Ortaçağdan çıkagelmiş bu kalenin mağazaları da aynı formatta, kiminde ejderha temalı kıyafetler, kiminde ejderha ve ortaçağ figürleri satılıyor. Buradan otelin içindeki geçiti kullanarak Luxor’a geçtik. Luxor, simsiyah camları ile Mısır piramidi şeklinde. Tepesinden göğü yarıp geçen spot ışığı ise dışarıdan görmeye değer. Burada da epeyi bir dolaştıktan sonra şehrin bu yakasını bırakıp bu sefer otelimize geri dönüp diğer yöne doğru devam ediyoruz ve Venedik’in bir kopyası olan The Venetian Hotel’e geçiyoruz. Burası güzel bir Venedik replikası, içinde San Marco Meydanı, Büyük Kanal, Rialto Köprüsü, gondollar, kanal turları… Tavan tabi ki yine şehir görüntüsünü vermek için bulutlarla birlikte maviye boyanmış. Dükkânlar, kostümler derken Venedik’e gitmeye gerek kalmadan Venedik’i yaşıyorsunuz.

    Gecemizi kapatmadan Venetian’ın hemen karşısındaki Treasure Island’a da geçiyoruz. Buranın özelliği otelin hemen önündeki yapay gölde yapılan gösteri. Burada ücretsiz olarak, belli saatlerde bir korsan gemisi ile bir İngiliz gemisi karşılaşıyor ve başlıyor savaşa. Korsanlar İngilizlerin gemisini batırıyor. Bu güzel şovu da izledikten sonra artık kopan ayaklarımızı dinlendirmek üzere otelimizin yolunu tutuyoruz. Tabi yine otelimizin yanındaki alışveriş merkezinden içkilerimizi almayı unutmuyoruz.

    Son gün bavulları hazırlayıp araba kiralamak için otelin concierge’ine geçiyoruz. Tüm otellerde araba kiralama için bir firma temsilcisi var mutlaka. Ben bir Mustang kiralamayı umarak Hertz ile görüşüyorum. Gel gör ki ellerinde sadece mid-size (Toyota Corolla ve benzeri) araç kaldığını söyleyerek bana ilk darbeyi indiriyor. 9 gün araç kiralama bedeli için ise sigorta hariç 1.050$ fiyat çekince arkadaşa hayırlı günler dileyerek ayrılıyorum oradan Bellagio’da ki AVIS’e geçiyorum bu sefer. Orada verebilecekleri tek araç Kia Sorento idi. Bunu yine sigortasız olarak 550$’a kiralıyorum ve eşimi de alıp yola başlıyoruz. Eşim sağolsun LV’dan çıkar çıkmaz bu sefer diğer alışveriş merkezinde buluyoruz kendimizi. Burada geçen 3 saatten sonra en sonunda çölün ortasında arabamızı sürmeye başlıyoruz.

    Hoşça kal gecelerin Günah Şehri… Merhaba Melekler Şehri…



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi tengin78 -- 5 Ağustos 2012; 23:40:04 >




  • quote:

    Orijinalden alıntı: tengin78

    Günaydın arkadaşlar,

    En sonunda işlerimden biraz soluk alıp eşimle beraber gerçekleştirdiğim Amerika seyahatime ilişkin birkaç satır bir şeyler yazma fırsatı edindim. Umarım işinize yarar. Önce genel bilgiler verip daha sonra gün gün yaptıklarımızı yazacağım.

    Amerika öncesi açıkçası ödevimi epeyi bir çalıştım. İnternetten epeyi bir araştırma yapıp, forumdaki arkadaşların yardımı ile güze bir plan oluşturdum. Bir de daha önce Amerika’da bulunan bir arkadaşımın önerisi ile iPad’e Yelp isminde bir uygulama yükledim ki yaptığım en mantıklı şeyin bu olduğunu gördüm. Yelp nedir? Online bir şehir kılavuzudur diyebilirim. Yelp sayesinde nerede yenir, içilir, alışveriş yapılır, neresi gezilir gibi bilgileri sizin benim gibi kullanıcıların yorumları, derecelendirmeleri ve yükledikleri resimler ile seçebiliyorsunuz. Bookmarklarınıza eklediğiniz mekânlara daha sonra ulaşarak planlamanızı en efektif şekilde yönetebiliyorsunuz. İnternetten topladığım bilgiler ve Yelp’de bunları organize etmem ile Amerika’ya gitmeden önce neredeyse tüm planımızı organize ettik. Malum Amerika’ya her yıl gidilemiyor bu yüzden gidince etinden, sütünden yararlanacak şekilde bir program yapmak gerek

    Arkadaşlarım tatil öncesi “yanında hiçbir şey götürme, Amerika çok ucuz, oradan çanta alır doldurur gelirsin” diyorlardı. Bunun ne kadar doğru olduğu tarafımca onaylanmıştır Gıda ve marketler ne kadar pahalıysa giyim ve elektronik o kadar ucuzdu. Burada kapısından girmeye korktuğumuz markalar orada çok makul fiyatlara bulunabiliyordu. Tabi bunun için nereden alışveriş yapacağınızı da bilmeniz gerekiyor. Bu arada gideceğiniz şehirler ile ilgili aktivite paketleri satılıyor citypass (www.citypass.com) ismi altında bunu kontrol etmeyi unutmayı. Müze, şehir gezisi gibi etkinlikleri toplu olarak alarak maliyetleri biraz indirebiliyorsunuz. Metro kullanımınız az olacak ise pay-per-ride yani her bindiğinizde ödemeli kart alabilirsiniz ve her kullanıma 2,25$ ödeyebilirsiniz, tam tersi çok kullanımınız olacaksa 29,00$ karşılığı 7-Day Unlimited Pass alıp kafanız rahat dolaşırsınız (bu arada sanırım bunun fiyatı yarı yarıya indirildi, bir kontrol etmekte fayda var)

    Amerikalılar ile ilgili nedense negatif bir önyargım vardı. Daha bir bireysel ve soğuk bir toplum beklerken inanılmaz sıcak, yardım sever insanlarla karşılaştım. Özellikle New York’tan uzaklaşıp Los Angeles ve San Francisco’ya geçince sokakta sohbet etmeye başladığınız insanlarla neredeyse birkaç yıldır arkadaşmışsınız gibi koyu ve sıcak sohbete girdiğimiz oldu. İnsanlar hep güler yüzlü ve sokakta yürürken göz göze kaldığınız insanlar size gülümseyerek günaydın diyorlar. Tabi bunlar özellikle İstanbul’un keşmekeşi ve hırçınlığı içerisinden çıkan benim için bir de önyargılarımın üzerine inanılmaz güzeldi.

    Neyse bu kadar uzun bir giriş yeter sanırım. Daha fazla sıkmadan sizi seyahatime geçeyim.

    Tatil planımız aşağıdaki gibi idi;

    30 Haziran – 3 Temmuz New York
    4 Temmuz – 6 Temmuz Las Vegas
    7 Temmuz – 9 Temmuz Los Angeles
    10 Temmuz – 14 Temmuz San Francisco

    New York JFK Havaalanı’na Lufthansa ile Frankfurt aktarmalı United Airlines seferi ile saat 12:30 gibi indik. Havaalanında pasaport kontrolleri ve gümrük işlemleri yaklaşık 2,5 saat kadar sürdü. Daha sonra öğrendiğim kadarıyla Newark Havaalanının yoğunluğu daha az oluyormuş ve bekleme süresi JFK kadar olmuyormuş. Bu yüzden biletini henüz almayan arkadaşlara Newark havaalanını öneririm. Otelimize geçiş için Metroyu kullanmayı tercih ettik. Önce Air Train (2,25$) denilen bir ring metrosuna oradan da çift katlı bir metro (12,00$) ile şehir merkezine yola çıktık. Havaaalanı – Şehir Merkezi yaklaşık 40 dakika sürdü.

    New York planımız çok yoğun olduğu için açıkçası otel bizim için 2. hatta 3. planda idi Bir yandan da açıkçası gece metroyu kullanmayı tercih etmediğimiz için şehir merkezine uzak bir köşeye gitmek istemedik. Otel tercihimiz Times Square’e yakın olması idi. Bu doğrultuda Mannhattan’da bulduğumuz Hotel Pennsylvania’da kaldık. Buranın güzelliği metrodan Penn Station’da indikten sonra 2 dakika ve aynı zamanda Times Square’e en fazla 10 dakika yürüme mesafesinde olması idi. Otele geldiğimizde uzun bir check-in sırası vardı ve en nihayetinde saat 5:00’e doğru odamıza girip eşyalarımızı atabildik. Otelin konforu ve temizliğine gelecek olursak; bugüne kadar kaldığım en rahatsız yer, üniversitede büyük bir grup ile beraber İl İzcilik Müdürlüğü’nün çadırlarını ödünç alarak yaptığımız tur idi sanırım. Pennsylvania’da(http://www.hotelpenn.com/) sanırım bundan bir sonraki durak olur Ancak New York’ta her gün sabah 09:00 gibi otelden çıkıp akşam 1:00’lere kadar yürüyüp yiyip içip gelip kendinken geçercesine bayılınca otelin önemi, rahatı konforu hiçbir anlam ifade etmiyor Bu yüzden tekrar gitme şansım olsa yine aynı oteli tercih ederdim.

    Otele eşyalarımızı attığımız gibi bavulları açmadan hemen sokağa attık kendimizi. Şehir turumuza otelimizin hemen karşısında olan Boks, buz hokeyi, basketbol gibi birçok spor müsabakasına ev sahipliği yapan Maddison Square Garden (http://www.thegarden.com/) ile başlamak istedik. Ancak maalesef renevasyon nedeni ile uzun bir süre kapalı olacağını öğrendik, kapısından iki resim çektirip yolumuza devam ettik. Yolumuz üzerinde turistik sightseeing ile çok alakası olmayıp tamamen benim özel ilgim olan Midtown comics (www.midtowncomics.com) isminde bir çizgi romancıya girdim. Buradan sonra ise eşimin ilgisini tabi sokağın hemen karşısında yer alan devasa Macy’s ve H & M çekti ve biraz oralarda zaman geçirdik. Bu ara duraklardan sonra ise soluğu, ilerleyen dakikalarda kendimizi kaybedeceğimiz Times Square’de (http://www.timessquarenyc.org/index.aspx) aldık. Meydan, binalardaki dev ekranlardan gelen reklamlar, film kesitleri, Showlar ile resmen bir ışık ve renk cümbüşü gibi idi. Kendimi, ışığa giden sinekler gibi hissettim resmen. Meydan’ın nasıl bir çekim gücü var anlatamam. Her ne kadar filmlerde yüzlerce kez gördüysekte bu alanı, ortasında olup hayran hayran etrafa bakmak bambaşka bir duygu. Meydan’da Hard Rock Cafe, M&M, Hershey's, gibi görülmeye değer bir sürü yer var. Ancak gönlümü çalan bir yer var ki onun yeri bambaşka; Junior’s (www.juniorscheesecake.com). Buranın cheesecakeleri kesinlikle denemeye değer. Yelp sayesinde keşfettiğim cevherlerden biri Bu kadar yol yorgunluğu üzerine saat 1 gibi otele dönüp resmen bayıldık

    NY’daki 2. günümüze saat 8:30 gibi Metro Penn İstasyonu altında bulunan Au Bon Pain’de kahvaltı ile başladık. Güzel bir kahvaltıyı özleyeceksiniz, bu yüzden çorba, Fransız ekmeği ve güzel croissant bulmak için güzel bir nokta diyebilirim. Gezimize ise American Museum of Natural History (http://www.amnh.org/) ile başladık. Buraya girdikten sonra “burası müze ise bizimkiler ne, bizimkiler müze ise bu ne…” demekten kendini alamıyor insan. Bu müze bilim ve doğa müzesi olup, içerisinde meteorlardan ilk insanlara, deniz hayatından dünyanın dört bir yanında eski tarihlerde yaşamış uygarlıklara kadar bir çok hol bulunmakta. Önce citypass ile bize ekstra olarak verilen Rose Center’da yer alan Hayden Planetarium dome’da (http://www.amnh.org/rose/spaceshow/journey/?src=e_h) Whoopie Goldberg’in seslendirmesiyle içerisinde evrenin nasıl oluştuğu, yıldızlar, gezegenler ve güneş üzerine güzel bir göz ziyafeti çektik. Arkasından dar zamanımızın da elverdiği kadarıyla 3 saat boyunca hayranlık içinde 4 katlı müzeyi tavaf ettik.

    AMNH durağımızdan sonra, müzenin hemen yanında bulunan Central Park’a (http://www.centralpark.com/) geçtik. Koskoca şehrin ortasında 500.000 ağaçtan, içerisinde göletlerden, koşu ve bisiklet parkurlarından oluşan muazzam bir park… Burada gezinizi ister yürüyerek, ister fayton, ister pedicab, ister bisiklet ile yapabilirsiniz. Buranın içerisinde gezmeye değer yerler Belvedere Castle, Conservatory Garden, Great Lawn, Shakespeare in The Park… Şehrin göbeğindeki bu doğa güzelliğinin içerisinde sincapları besleyebilir, çimlere uzanabilir, gölette kürek çekebilir, bir köşede küba’lıların müziği eşliğinde oynayabilirsiniz… Gerçekten çok neşeli ve güzel bir yer.

    3. durağımız ise Central Park’ın doğu yakasında bulunan The Metropolitan Museum of Art (http://www.metmuseum.org/) oldu. Burası da yine dünyanın en büyük müzelerinden biri ve içerisinde Mısır, Roma, Ortaçağ Sanatından oluşna 19 farklı departmanda 2 milyondan fazla eser bulunmakta. Her kıtanın, yeni ve eski kültürlerin sanat eserleri bulunmakta. Beni en fazla etkileyen bölüm devasa mısır bölümü ile hayran kaldığım Rembrant, Velazquez, Caravaggio, Van Gogh, Monet, Michelangelo gibi dünyaca ünlü ressamların tabloları idi sanırım. Özellikle burası için 3 saat maalesef yetersiz ama buranın da üstünden bir köpüğünü alıp çıktık.

    Buradan sonra daha günümüz uzun olduğu ve vakit kaybetmek istemediğimiz için hemen müzenin önünde bulunan sosisli arabalarından birer sosisli aldık ve koştur koştur gezimize devam ettik

    Daha sonra biraz daha aşağı inerek günün ikinci yarısının geçeceği Midtown central bölgesine indik. Burada neo-gothik görüntüsü ile 135 yıllık St. Patrick’s Cathedral (http://www.saintpatrickscathedral.org/) inanılmaz güzel görüntüsü ile gökdelenlerin arasında ben buradayım diyordu. Biz gittiğimizde restorasyonu devam eden bu şaheser gerçekten görülmeye değer bir yer. Kapısından dışarı çıktığınızda New York’un simgelerinden biri haline gelen Göğü omzunda taşıyan Yunan mitolojik devi Atlas Heykeli (http://en.wikipedia.org/wiki/Atlas_%28statue%29) ile karşılaşıyorsunuz. Özellikle New York’un bir çok köşesinde bu tarz Art Deco yapılarla, resimlerle karşılaşmanız mümkün. Buradan hemen ileride bulunan Rockefeller center (http://www.rockefellercenter.com/) binasına geçtik. Burada hava kararmadan, güneşin batışını yakalamak için 19:00 gibi Top of The Rock Gözlem katına (http://www.rockefellercenter.com/tour-and-explore/top-of-the-rock-observation-deck/ ) çıktık. Burada şehri 360 derece görebiliyorsunuz. O koca şehrin içinde Central Park’ın ne kadar devasa, organize, yeşil ve güzel olduğunu gerçek boyutları ile görüyorsunuz. Buradan ise koştur koştur 10 dakika uzaklıkta Broadway’de bulunan Marquis Theatre’a Ricky Martin’in de yer aldığı Evita şovu için gittik. New York’a gidip Broadway şovunu izlememek kesinlikle olmaz arkadaşlar. Şiddetle tavsiye ederim. Ancak bu bizim biraz acemiliğimize geldi. Bilet almak için TKTS isminde bir gönüllü organizasyon var, indirimli biletler satıyorlar. Bunları takip edip daha makul fiyata bilet alınabiliyormuş. Bunun iphone uygulaması da var bu arada. Hazır Times Square’in dibindeyken biraz daha buralarda dolandık ve saat yine 1 gibi kendimizi otelimize zor attık


    Hocam cok benzer bir plani 3-4 hafta sonra gerceklestirecegim. Sadece las vegas ve los angeles'in sirasi farkli benim planimda da. Tabi bazi gun sayilari da.

    Bu nedenle bu yazmis olduklariniz ve verdiginiz detaylar cok cok onemli ve faydali benim icin.

    Tum gezinizi okumayi sabirsizlikla bekliyorum tum detaylari ile :)

    Bilin ki bu yazdiklarinizdan faydalanacak cok kisi vardir.

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >




  • @tengin 78; nefes almadan okudum ellerine sağlık devamını dört gözle bekliyorum;)

    < Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Designer83



    quote:

    Orijinalden alıntı: Duduco



    quote:

    Orijinalden alıntı: bilgisayars

    Sadece sizden aldıklarımı aynı şekilde geri vermeye çalışıyorum arkadaşlar. Bu tatilde epeyi bir arkadaşın emeği geçti kampanya bilgi paylaşımı ve daha fazlası ile. Benim de az da olsa yardımım dokunursa ne mutlu bana.
  • quote:

    Orijinalden alıntı: tengin78

    quote:

    Orijinalden alıntı: Designer83



    quote:

    Orijinalden alıntı: Duduco



    quote:

    Orijinalden alıntı: bilgisayars

    Sadece sizden aldıklarımı aynı şekilde geri vermeye çalışıyorum arkadaşlar. Bu tatilde epeyi bir arkadaşın emeği geçti kampanya bilgi paylaşımı ve daha fazlası ile. Benim de az da olsa yardımım dokunursa ne mutlu bana.

    Paylaşım cok güzel devamını bekliyoruz




  • Güzel paylaşım... Elinize sağlık. Yazınızın devamını (NY'un da devamını) merakla bekliyoruz. Şimdiden teşekkürler...
  • bir şirket tarafından kasım 2012 de Küba ya gezi kazandım. 2 kişiye ödül veriyorlardı, biri bana çıktı, diğeri de tanımadığım başka bir erkeğe çkmış.
    evliyim ve kasım 2012 eşimle beraber Basel e gidecektim. Küba yı söylediklerinde çok şaşırdım ve mutlu oldum ancak evliyim eşim pek tek başıma gitmeme izin verecekmiş gibi değil. zaten dün öğrendim ve halen söylemedim :) basel de iptal olacak.
    küba da nasıl bi yer bilmiyorum :) böbreğimizi verip geri dönmeyelim sonra :D
    kübayı gören ve bilenlerden yardım bekliyorum
  • bilen bilgisi olan var mı bilemiyorum ama,

    türkiye-macaristan arası uygun ve hızlı gidiş-dönüş nasıl yapılır? bilgisi olan var mı? şimdiden teşekkürler
  • quote:

    Orijinalden alıntı: rueta

    mükemmel bir konu olmuş üşenmeden deneyimlerini yazan üstadalra çok teşekkürler..
    özellikle çağatay beyin bangkok phuket planının aynısnı yapmaya çalışcam.. kasmaya lüzum yok hazır yapılmışı varken farklısı olmasın gereksiz risk

    Bayağıdır bu konuya bakmıyordum. Çok güzel eklemeler olmuş.

    @rueta hocam merak ettim bizim planı uygulayabildiniz mi?

    @bilgisayars hocam eline sağlık çok güzel eklemeler yapmışsın konuya. Bu konuda Adios konusu gibi çok tutacaktır.

    @tengin78 eline sağlık hocam. çok güzel bir yazı olmuş, devamını sabırsızlıkla bekliyorum.



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi cartok -- 20 Temmuz 2012; 21:36:44 >




  • quote:

    Orijinalden alıntı: cartok

    quote:

    Orijinalden alıntı: rueta

    mükemmel bir konu olmuş üşenmeden deneyimlerini yazan üstadalra çok teşekkürler..
    özellikle çağatay beyin bangkok phuket planının aynısnı yapmaya çalışcam.. kasmaya lüzum yok hazır yapılmışı varken farklısı olmasın gereksiz risk

    Bayağıdır bu konuya bakmıyordum. Çok güzel eklemeler olmuş.

    @rueta hocam merak ettim bizim planı uygulayabildiniz mi?

    @bilgisayars hocam eline sağlık çok güzel eklemeler yapmışsın konuya. Bu konuda Adios konusu gibi çok tutacaktır.

    @tengin78 eline sağlık hocam. çok güzel bir yazı olmuş, devamını sabırsızlıkla bekliyorum.

    yok hocam kısmetse 17 kasımda düğünüm var.. 19 kasım da istikamet bangkok + phuket :)
    sizin gezinini çıktısını alıp aynı güzergahlarda aynılarını uygulamaya çalışacağız çok güzel bir rehber olmuş.. nişanlıma da linki attım okudu çok hoşuna gitti :)
    teşekkürler :)




  • quote:

    Orijinalden alıntı: tengin78



    Ellerine sağlık; ama resimleri de bekliyoruz;)
  • quote:

    Orijinalden alıntı: duduco

    Ellerine sağlık; ama resimleri de bekliyoruz;)

    Valla dostum önce gördüğü herşeyin fotoğrafını çeken bu zihniyetin 2.500 fotoğrafı temizlemesi gerekli, ya da en azından yüklenecek fotoğrafları belirlemesi, ondan sonra akşamları bir şekilde yükleme işine başlaması... Görmemiş Amerika'ya gitmiş tutmuş uçan kuşu dahi resmetmiş :) En kısa zamanda eklemeye çalışırım dostum.
  • quote:

    Orijinalden alıntı: tengin78

    quote:

    Orijinalden alıntı: duduco

    Ellerine sağlık; ama resimleri de bekliyoruz;)

    Valla dostum önce gördüğü herşeyin fotoğrafını çeken bu zihniyetin 2.500 fotoğrafı temizlemesi gerekli, ya da en azından yüklenecek fotoğrafları belirlemesi, ondan sonra akşamları bir şekilde yükleme işine başlaması... Görmemiş Amerika'ya gitmiş tutmuş uçan kuşu dahi resmetmiş :) En kısa zamanda eklemeye çalışırım dostum.

    Sen yine oturup yazdın ben onu bile yapamadım, çok üşendim




  • Benim bir sorum olacaktı. 2-3 hafta süresince Malezya-Singapur-Tayland üçlüsünde gezmeyi düşünüyorum. Orta kalite bir otelde kalsam (Ya da hostel tarzı yerlerde) ve günlük yemek ve ulaşım masraflarını da eklersek günde kaç dolar harcarım ortalama olarak? Gezi için toplam 3000 dolar gibi bir bütçe ayırsam (uçak parası hariç), 2-3 haftayı rahat bir şekilde çıkarır mıyım?



    < Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Razer -- 24 Temmuz 2012; 21:38:21 >
  • quote:

    Orijinalden alıntı: Razer

    Benim bir sorum olacaktı. 2-3 hafta süresince Malezya-Singapur-Tayland üçlüsünde gezmeyi düşünüyorum. Orta kalite bir otelde kalsam (Ya da hostel tarzı yerlerde) ve günlük yemek ve ulaşım masraflarını da eklersek günde kaç dolar harcarım ortalama olarak? Gezi için toplam 3000 dolar gibi bir bütçe ayırsam (uçak parası hariç), 2-3 haftayı rahat bir şekilde çıkarır mıyım?
    NY Hakkında bilgiler - öneriler (Bir arkadaşıma yazmıştım, sizlerle de paylaşayım dedim)

    -MOMA'ya giris 20 dolar. ama eger cuma aksami giderseniz "target" sponsorlugunda aksam 4ten sonra bedava. aksam da 8e kadar acik cuma gunleri. ama yok son gune birakmam once gidicem diorsan bisey diyemem ama diger gunler 5:30 a kadar acik ve kisi basi 20 dolar.
    -MOMA disinda Metropolitan'a gidin mutlaka. Giriş 25$, herhangi bir öğrenci kimliği ile 12$.
    -metropolitan disinda national history museum var orasi da guzeldir, bole dinazorlau falan, ama bence diger 2si sizi doyurur bayaa.
    -ama tabii ben ince sanatci ruhlu bi kisiligim bana guncel new yorkerlarin sanat calismalrini da goster bilgesu dersen, SoHo olarak bilinen (South of Houston demektir-manhattan'daki houston street'in southuna SoHo, north'una NoHO denir, bi de NoLiTa vardir onu da aklima gelmisken soyleyim o da north of little italy demektir:) ) bu kisma gidersin bole kucuk gallery'leri elinde piponla dolasabilirsin, asla satin almayacagin tablolar icin pazarlik yapabilirsin:)
    -e bu kadar sanat muze yeter biz NY'u tepeden gormek istiyoruz diyorsan rockeffeler'a cikmanizi tavsiye ederim. aslinda bu tepeden gorme olayinda iki buyuk yer var. biri empire state building, biri rockeffeler. empire state'un ustunde demir parmakliklar var, o yuzden en yukseklerinden biri o olmasina ragmen fotojenik acidan cok iyi olmuo. o yuzden rockeffler'i daha cok tavsiye ediyorum. rockeffler'in catisinda acik hava da parmaklik yerine cam yapmislar o yuzden bence daha iyi, hem de empire state'i de gorebilirsiniz ordan. bir de rockefflerin yeri daha iyi empire'dan. 5th avenue'ya yakin, nbc studiolari falan var biraz altinda... buranin da kisi basi 21 dolar civari oldugunu hatirliorum. asagidan bilet aliyorsun. ogleden sonra hava kararmaya yakin cikmanizi oneririm, aydinlik karanlik iki halini de gorun.
    -yukardan gorduk sanata doyduk biraz new yorker yap bizi diyorsan:) brooklyn koprusunun ustunde biraz suzulun derim. kopruden batiya dogru bakarsaniz ozgurluk heykelini de gorebilirsiniz biraz uzakta da olsa. bu kopru ny'daki tek el yapimi tas kopru, koprunun ayaklarinin altinda hala peynir ve sarap saklaniomus...manhattan ayagindan baslarsaniz yurusyusunuze brooklyn'e dogru yuruyun, 15-20 dakika surer yuruyerek brooklyn'e gecmek. gecince koprunun ayaginda unlu grimaldi pizzacisi var. burada hep cok sira olur. siraya girip bir gelenegi yasamak isterseniz devam edin... bunun bir subesi de bize yakin bi yerde istersen oraya goturebilirim seni bak... bir de koprunun yine ayaginda iyi bi dondurmaci var, oralar boyle foto cektirmek icin bayaa populer yerler her yer limuzin falan olur zaten, biraz foto isine girersiniz orda... bu arada lomabrdi's die baska bi pizzaci da iyidir manhattan'da. onun'da white pizzasi unludur bayaa.
    -baskaaa, metropolitana gidince yaninda central park var zaten ordan bi dalarsiniz iceri, great lawn'a strawberry field'a doru yurursunuz, sincaplara findik atarsiniz:) guneslenirsiniz biraz... guzeldir oralar... central parki yuruyerek gecebilirsiniz ya da etrafinda atla veya bisikletle de gezdiren adamlar oluo-bu adamlar genelde turk oluo bu arada dikkat et:) turkiyeden work and travella falan gelen tipler bile oluo- central parki oyle de gorebilirsiniz... aa bi de bisiklet de kiralayabilirsiniz central parkin guney bati ayaginda... centralin guney batisinda ny'un en iyi otellerinde plaza otelini goruceksiniz, meshur apple'in yani basindadir bu otel... otelin bi food courtu var, hem otelin devasalligini gormek hem de bisiler icmek icin ugranabilecek bi yerdir. bi de tabii ki yine unlu gorme olasiliginizi artirmis olursunuz:)
    -denizden gormek icin de butceden butceye yine alternatifler mevcut, circle tourlar var kisi basi 35 dolar civari. 2-3 saatlik adanin etrafinda donen turlar. bunlar guzeldir; fakat gitmeyi dusundugunuz ayni gun icin bilet bulamazsiniz buyuk ihtimal bunu yapicaksaniz planlayip 1-2 gun onceden bilet alin. (http://www.circleline42.com/new-york-cruises.aspx) bu arada bunun indirim kuponunu falan bulabilirsin internet veya otelden-5 dolar off gibi bisiler vardi biyerlerde hatirliorum- bu tur manhattan adasinin etrafini dolasir, ama ozgurluk heykeline goturmez. adaya cikarmaz daha dogrusu. adaya cikan baska turlar var. (75 dakikalik liberty cruise'u) (http://www.circleline42.com/new-york-cruises/scheduling_pricing.aspx?Product=5) bu 26 dolarmis. ama ozgurluk heykelini en yakindan gormek icin digerine binseniz de olur, o da bayaa yakinindan geciyor.
    - Özgürlük anıtı ve Ellis adası için önceden inetrnette saatlik rezervasyon yapın ki sırada fazla beklemeyin. Kişi başı 13$, feribot ile önce Özgürlük anıtına sonra Ellis adasına geçer ve NY ye dönersiniz.
    -bi de yok biz tur yapmak istemiyoruz genel olarak bi gorsek yeter derseniz, new york belediyesi yine siz turistler icin calisiyor:) battery park'tan staten island'a bedava ferry'ler var. saatlik kalkio. battery park'tan (battery park financial districtin en ucunda bi park) kalkio staten islanda gidio, heykele de cok yaklasio. sonra oraya varinca tekneden inip donus teknesine tekrar biniosun, ve hicbi para vermiosun:)) manhattan a geri donuosun:)
    - SOHO da Meatpacking Districtte “High Line” a çıkın. Eskiden NY de etler burada kesilir, trenle kuzeye taşınırmış. Şimdi o tren yolunu park yapmışlar. Tren yolu yoldan yukarda ama binaların altından geçiyor 
    -gece icin gansevoort'u tavsiye edebilirim. aslinda burasi bi roof bar, turistlerin bayaa cok ilgi gosterdigi bi yer, manzarasi guzel, turistler guzel, muzik 11den sonra popsal oluo, eglenceli oluo ozellikle cumartesi aksamlari. adriana lima'nin burda goruldugunu iddia edenler var, ona gore dikat et derim:) meat packing district'te boyle bayaa duzgun mekan var aslinda, aklima geldikce yazayim.
    -bole daha dimtis dimtis isterseniz (o ne demekse) cielo diye bi yer var. orasinin da muzigi iyidir biraz kafa beyin utuleyici oldugu zamanlar da olmamis degil midir? evet olmustur:) ama genel olarak guzel insanlarin oldugu saglam muzik yapan bi yerdir.
    -e bi de bir ny gelenegi olan pascha var. pascha bayaa kalabalik olan bi yerdir. bole hoplaya hoplaya herkes cosar, inanilmaz kalabaliktir genelde... david guetta ny'a gelice burada calar, o tarz muzikler de hep burda calinir. internet sitesinde adinizi kapiya yazdirabilirsiniz uye olursan. (http://www.pachanyc.com/)
    -celebrity watch gibi de kiss and fly die bi yer var. burasi biraz upscale iste futbolca, basketci, model tayfasinin takildigi mekanlardan biridir. iyi midir? eglenceli bi grubun varsa heryer iyidir aslinda:) (http://www.kissandflyclub.com/) bi de buna benzer marquis diye bi yer vardi, ona da internetten bak istersen, manken vs takiminin cok takildigi yerlerden...
    -ha bi de bole barsal ve yemeksel bir suru mekanin oldugu bi sokak var financial district'te- stone street: burda pek cok cesitli bar restoran arnavut kaldirimli bi sokaktalardir, ve hepsinin masalari bole sokaktadir. alternatifi boldur. ozellikle hafta ici is cikisi inanilmaz kalabalik olur, sonra biraz durulur burasi da...
    -gece mekanlarina ara verip aklima gelmisken baska bisi daha solicem, eger savas gemilerine silaha falan merakliysan manhattan'da intrepid var. bu inanilmaz buyuk bi ucak gemisi. ici tamamen muze, ustune milyon tane ucak helikopter bi de concorde ucakcik var:) bunu da kacirma derim... (http://www.intrepidmuseum.org/)
    -gece mekanlarina geri donuyorum, bleecker street diye bi cadde var, greenwich village'da. burasi kiyamet gibi canli muzik yapan mekan doludur. Cafe wha benim sevdiklerimden bi tanesidir. cover olarak haftasonu 10 dolar alirlar ama hafta ici cover yok, hafta ici gidin derim. (http://cafewha.com/) canli muzik yapiolar ve bole cesitleme oluo. youtube'dan bulabilirsin ne tur caldiklarini. o caddede yine "red lion " diye baska bi mekan daha var, (http://cvmwebhosting.com/redlion/) burasinin da begeneni coktur, yine canli muzik vardir ha peki sen ne diosun dersen ben "wha"cigim kardesim:)
    bir de yine buraya yakin blue note diye jazz yapan bi yer var: (http://www.bluenote.net/newyork/index.shtml) burasi da iyidir ama eglence olarak cok uzun sure durulmaz... bu arada bleecker da bi krepci vardir ki burada aspava olarak bar cikisi kullanilir:) bayaa gec saatlere kadar aciktir burasi (http://www.creperienyc.com/foodnetwork.html) mutlaka ugra derim...
    -burada da greenwich village'a yakin christopher street diye bi cadde vardir ki burasi amerikalilarin deyimiyle cok fazla straight insan olmayan biyerdir:) gay vs burada bolca bulunur. caddede giderken aman diim dikkat et yani:)
    -bu arada burada greenwich village'in oralarda washinghton square park vardir. will smith'in bi filmi vardi I'm legend diye, o filmi buraya gelmeden once izlersen iyi olur, oralar iste filmde onun evinin oralar... bu parkta da bilimum sanatsal kisilikler zaman gecirir, neselidri burasi da...
    -oraya yakin grom diye bi dondurmaci vardir, begenerek yiyorum her ugradigimda o tarafa...
    -square'lara gelirsek efendim ny belki bildiginiz belki de bilmediginiz uzere grid yapisindan olusmaktadir. bi kareli defter edasiyla duzenlenmis sehrin boyleee caprazindan broadway gecer. dikine olan caddelere avenue, enine olanlar street denir. avenueler dogudan batiya, streetler guneyden kuzeye numaralanir. iste broadway'in her bir kestigi avenue ile bir square olusturur. genelde cogu da afilli sanatsal mekanlardir... union square da mesela iyidir, burda max brenner die bi cikolataci var, iyi bayaa tatlilari falan... baska bir ornek: 7th avenue ile broadway'in kesimi de unlu times square'u olusturur. burayi gormeden buralardan gidene iyi bakmazlar, yani farzdir efendim:) times square'de camdan merdivenlerin altinda tkts diye bi gise vardir. burda ayni gunki broadway showlari icin bilet satilir genelde %50 indirimli. ama ogleden sonra 3te satilmaya baslar ve cok sira olur. bekleriz bakariz derseniz belki sansiniza o gun satilan muzikallerden showlardan birine istediginiz ucuzlukta bilet bulabilirsiniz. (http://www.tdf.org/TDF_ServicePage.aspx?id=56)
    -atistirmalik yemek icin taim diye bi yeri tavsiye edebilirim super falafel yapiolar, bole kucuk ayakta yemek yiyebilecegin bi yer ama guzel, cash only calisan bi mekandir. (http://www.yelp.com/biz/taim-falafel-and-smoothie-bar-new-york)
    -yine taim'e yakin, sushi samba diye bi yer vardir, sushi seviosaniz degisik tipleri var burda. burasi sanirim zincir ama sizin orda var mi emin degilim, miami de var bi onu biliorum. burasi brezilya et yemekleriyle sushiyi birlestiren bi mekan. iyidir, ortalamadir fiyatlari da.
    - baska, hmm south sea port die bi yer var, pier17, burasi kopruye yakin manzarasi guzel restorani alisverisi bol bi yerdir... Bi de burda body museum exhibit vardir, bole parca pincik edilmis insan parcasi gormek istersen ugra derim:))
    -haa bi de columbia universitesi var, obamanin okulunu gorelim derseniz... bi de oraya yakin bayaa buyuk bi kilise olucak, gorulebilecek bi mekan; ama oralar harlem'e girio, biraz cok guvenli degildir... 90th streetin daha kuzeyi cok tekin diyemem dikkat et... apolla theatre da buralarda bi yerde (micheal jackson'in cocuklugunda ilk ciktigi mekandir apollo da) burasi da 120lerde... metroyla ya da taksiyle gorun asagi inin bence:) yani bisi olmaz da rahatsiz edici biraz populasyon ve insan rahat guvenli hissetmio o tarafta...
    haa bi de birlesmis milletler binasi-sanirim bazi saatlerde tur falan yapiolar, ve ground zero var (ikiz kulelerin eski mekani) bi de wall street var, oralari da gorsen fena olmaz...




  • 
Sayfa: önceki 45678
Sayfaya Git
Git
sonraki
- x
Bildirim
mesajınız kopyalandı (ctrl+v) yapıştırmak istediğiniz yere yapıştırabilirsiniz.